Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Süleyman Hacıbektaşoğlu
Süleyman Hacıbektaşoğlu

**”Bilimi Mahkemeye Vermek”**

**”Bilimi Mahkemeye Vermek”**
Trabzon’da son iki haftadır Akyazı dolgu alanı ile ilgili tartışmalar bilimsel tartışmaların dışına çıkarılarak mahkemeye taşındı.
Her yönüyle sorunlu olan belli bir planlamaya yapılmayan, yaptım oldu mantığı ile yapılan projelerden biri olan Akyazı dolgu alanı üzerine önce stat yapıldı. Bu projenin yarattığı en basit sorun olan trafik bile başlı başına bir sorun iken statta oluşan çatlaklardan bahsetmiyorum bile. Çünkü bilim adamları bu konuda çok şeyler yazdı, söyledi ve uyardılar.
Şimdi aynı alana hiç bir uyarı gözetilmeden şehir hastanesi yapılıyor. Hastane bitmek üzere. Ama sorunlar bitmiyor. KTÜ jeoloji mühendisliği nden Prof. Osman Bektaş yaptığı açıklama ile uyarmaya devam ediyor. Ama maalesef uyarılara bilimsel cevaplar yerine mahkeme ile cevap veriliyor. Yani bilim zor ile tehdit ediliyor.
Trabzon’da olan biteni fazla süslemeye gerek yok. Bir bilim insanı, veriye dayanarak “zemin kayıyor” diyor; kamu gücü ise “sus” demek için mahkemenin kapısını aralıyor.
Osman Bektaş, uydu verileriyle konuşuyor; InSAR analizleriyle, milim milim kayan bir zemini işaret ediyor. Karşısında ise teknik bir rapor değil, hukuki bir hamle var. Bu, basit bir dava değil. Bu, sınıfsal bir refleks.
Çünkü mesele yalnızca bir hastane değil. Mesele, sermayenin yatırımıyla bilimin çarpıştığı o eski kavga. Deniz dolgusu üzerine dikilen beton, yalnızca mühendislik değil; aynı zamanda birikim modelidir.
İhale süreçleri, milyarlar, hızla yükselen projeler… Bunların karşısına çıkan her “risk” uyarısı, sistem için teknik bir veri değil; ksrlılığı tehdit eden bir engeldir. İşte tam burada bilim, “kamusal akıl” olmaktan çıkarılıp “sorun çıkaran ses”e indirgeniyor.
TOKİ’nin refleksi de tam buradan okunmalı. Veriyi tartışmak yerine veriyi söyleyeni susturmak. Çünkü bilimsel tartışma açılırsa, mesele büyür. Zemin tartışılırsa proje tartışılır. Proje tartışılırsa ihale tartışılır. İhale tartışılırsa sınıf ilişkileri görünür olur. İşte korkulan tam da budur.
Oysa bir toplumda en tehlikeli şey, zeminin kayması değil; gerçeğin üstünün örtülmesidir. Bir bilim insanı “heyelan riski var” diyorsa, bu bir görüş değil, bir uyarıdır. Ve uyarılar susturuldukça, riskler büyür. Beton çatladığında sadece bina değil, o binaya güvenen hayatlar da çöker.
Bilim susturulursa, bedelini halk öder. Çünkü bu ülkede hiçbir proje, onu yapanların üstüne yıkılmaz; hep altında kalanların üzerine çöker.
Bilim mahkeme salonlarında yargılanamaz.
Ama bu düzen, bilimi değil; gerçeği yargılamak istiyor.
Ve şunu unutmayalım. Gerçek, eninde sonunda dosyalardan değil, enkazlardan konuşur. Enkazları ve onların altında kalanları yarın konuşmamak için bugün bilime sahip çıkalım.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Rize Haber Yemek Tarifleri