Geride kalan pazar sabah saatlerinde çıktığım yolda, ‘Bu ülkede Demirtaşları, İmamoğulları gibi yeni Mahmut Alınakları, onlar gibi düşünen gazeteciler hapse atmakla, Sırrı Sakıklarla ayrı görüşüp, CHP gibi bölme içine helvacıları sızdığı söylenen hevallı DEM’i de hesapları yapmakla değil, ciddi, samimi anlamda atılacak GÜÇLÜ BİR ADALETLE GENEL AF ülkede, o ülkeyi yönetenlere de, % kaçı bulduğu saklayan TUİK’lere de, Kudüs’e vali olma hayali kuranlara da ilaç gibi gelecek.’ diye düşünenlerdenim.. Ya sen?!. ‘ şeklinde cevabı okurumun vermesini istediğim mesajını yazıp, paylaşırken, aynı sanalıma düşen üç haber dikkatimi çekiyordu.
Birinci haber ‘Rahmi Koç hakkında, hastane açılışında anlattığı ve ırkçı ifadeler barındıran “Kürt kadın fıkrası” nedeniyle soruşturma başlatıldı.’ haberi idi.
İkinci haber ise ’10 yıldan fazladır neden tutuklu olduğunu sordum’ diyeceğine, ‘Demirtaş’ın süreçle ilgili fikirlerinin paylaştım’ diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüştüğünü aynı sanalda paylaşan DEM Milletvekili Sırrı Sakık’ın Erdoğan ile sarayda, pardon kuliye de birlikte ve tek başına çektiği fotolu haberi idi. Hem de kendisiyle birlikte milletvekilliği yapan Avukat Mahmut Alınak’ı yazdığı bir kitap dolaysıyla tutuklandığı haberlerinin aynı sanalda düştüğü anlarda..
Ve yola çıkıp, olmayan paramda kalanı hesaplamadan girdiğim 3. köprüye giden paralı yola gereken faturanın ne kadar kesileceğini merak etmekten, Tuzla’dan çıkıp, Silivri’de biten yolun nasıl bittiğini anlamadan kendimi bir levhanın yanında buluyor ve Karadeniz’de çıkan değil, litresi benzin fiyatına yaklaşan ‘gaz bitti’ allarımı çalan arabamı kenara çekerek, duruyordum.
Ve o sıcakta altına geçip, çektirdiğim fotoğrafla birlikte, ‘Duvarları soğuk denen Silivri siyasi gündemi bir hayli sıcak olan ülkenin Marmara’sı olmuş.. Ve barış süreç denen bir zamanda, Kars eski milletvekili Mahmut Alınak’ta kitap yazdığı için tutuklanmış, Bahçeli ‘de Koç’a sahip çıkmış.. Teselli olarakta gazeteci meslektaşım İsmail Arı serbest bırakılmış..’ şeklinde notuu düşüp, bir kez daha sanalda paylaşıyordum..
Ve gideceğim yere, ablamın 10 binin üzerinde iken memleketim Ardahan’ın Aşıkşenlik (Suğara) ve Hanak Ortakent Büyük Nakala) gibi belde iken mahalle edilen Silivri Değirmenköy’de ki yazlık, tek katlı köy hasret mi gideren evine ulaşırken bu kez bir duayen meslektaşım, rahmetli babam, Kürt fezonun, Muhtar fezonun Karaoğlan Ecevit’in CHP’sinin Kars İl Genel Meclis Üyesi iken bir gazeteci olarak yakın takipçisi olan gazeteci abim Baki Karakol’dan mesaj alıyordum..
‘Rahmi Koç’u yeren yazını okudum. Beğendim. Çünkü haklıydın. Uzun tümcelerini bir kenara koyuyorum, daha kısa tümceler kurmanı gene öneririm, bu ayrı: asıl konu, Kürt ya da Azeri ya da yerli ya da şu bu önemli değil ve önemli olan ‘Kadın’ın gülmece adı altında, incitilmesidir! Rahmi Koç söz konusu anlatısında çirkinlik yapmıştır. Babası yaşıyor olsaydı, tokatlardı. Rahi Koç böylesi densiz olduğu için uluslar arası ilişkilerinde gözden düştü, dışlandı, güç yitirdi. Daha fazlasına gerek yok… Binali, neye güldüğünün ayırtında (farkında) değil. O nedenle, üzerinde durmaya gerek duymadım..’ diyordu..
Gazeteci Baki abinin bu mesajını okurken bu kez yurtdışında olan diğer bir dostun Baki abinin okuduğu ve mesajı ile beni teselli ettiği, ‘KÜRDÜN ve KADININ AHINI ALMAK..’ başlıklı yazımdan etkilenip, kendisini de bir yazı yazdığını söyleyen, Deniz Gezmiş’in memleketlisi Prof. Ümit Yazıcıoğlu hocamın aşağıda yeniden, sizin de okumanızı umarak birde bu köşemde yayınladığım konuyla ilgili yazdığı yazıyı atıyordu.
Uluslar arası bir araştırmacı, bir o kadar da bilge olan ve en önemlisi benim Ardahan’ın rektörü gibi gibi onca Prof, rektörün günlük bir makale yazmadığı o profesörlüğü ortaya koyan makalelerden her gün yazan Prof. Yazıcıoğlu’nun, ‘Rahmi Koç ve Binali Yıldırım’ başlıklı yazısını okurken 3 . haber düşüyordu sanalıma..
Ve o haberde de, ‘Binali Yıldırım, Rahmi Koç ile ilgili açıklamalarına yönelik gelen tepkiler sonrası yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: “Ben orada ne dediğini anlamamıştım. Salondakiler gülünce ben de nezaketen güldüm. Kürt vatandaşlarımıza yönelik herhangi bir saygısızlığı kabul etmem mümkün değildir.” şeklinde idi..
Evet, aynı gün bu 3 haberi ve iki mesajı okurken birincisi Binalı Yıldırım’ın da benim gibi Kürt olduğunu yeni öğrenirken, hakkında soruşturma başlatılan Koç’un neden iktidarla yada Koç’u savunan Bahçeli ile ilgili bir xtwit atan veya TUSİAD Başkanı ile yöneticilerinin gidişatı şikayetleri sonrasında olduğu gibi en kısa sürede gözaltına alınmadığını da düşünüyordum.
Ve adı gibi fakir olan birinin ‘Neden gözaltına alınmadığını’ sormasının bile abes olacağını düşünemediğini, çünkü zaten iyi olmayan ekonominin düşecek borsa ile iyiden iyiye çakılabileceğinin hesaplandığını düşünenlerin olduğunu hesaba katmıyordum.
Ve bu gözaltı haberlerinin çıktı denen Karadeniz veya benim aracımın gazı değil, toplum gazının alınmasından öte bir şey olmadığını akıl mı edemedim diye düşünürken, İmamoğlu’nun gözaltına alındığı saatlerde Merkez Bankasının 11 milyar dolarının erdiğini, Erdoğan karşında defalarca seçim kayıp eden Kılıçdaroğlu’nun Mutlak Butlan Genel Başkan olarak atandığı CHP’nin kararının ise ülke ekonomisine 7 milyar dolara mal olduğunu da hatırlıyordum.

Yani Koç’un paldır, küldür, AA, İHA, DHA kameraları eşliğinde değil, uzmanca, ustaca yani biz gazeteciler kıskandıran çekimler yapan polisin kamerası ile servis edilen görüntülerle gözaltına alınmamasının nedeninin, savunduğum ve istediğim ve güçlü bir genel af ile onunda rahat bir nefes alacağını düşündüğüm ekonominin içler acısı halinin rantçı Koç’un gözaltına alınmasına engel olduğunu kendimce hesaplıyordum.
Çünkü uluslar arası markalara, bankalara, dağlara, ovalara hata Eşek adasının da içinde olduğu bizim türkücü belediye başkanının olduğu gibi kendisi gibi zenginlerin yatlarının çekildiği ve birinin de bizim şu Çıldırlı Porf. Esefender hoca’nın olduğu marinalara sahip biri vardı karşımızda..
Neyse, Baki abinin dediği gibi ne satıları, ne cümleleri nede yazıyı daha çok uzatmadan Prof.. Ümit Yazıcıoğlu’nun Koç ile Yıldırım’a verdiği karneyi yani yazısına ve sizin vereceğiniz nota yer bırakalım diyerek, Kürde toslayan Koç’u bir kez daha Kürdün ahına bırakıp, bugünkü yazımıza da ‘KONU ‘KÜRT’ OLUNCA HEM SAMİMİYETLERİ, HEM DE SANALLAARI DİLSİZLEŞTİ!’ başlıklı haberimizde buraya ekleyip son verelim..
Önce Ümit hocanın yazısı..
Rahmi Koç ve Binali Yıldırım
Olayın Özeti: Kamusal bir etkinlikte tanınmış bir iş insanı Rahmi Koç, Kürt kadınlarına yönelik aşağılayıcı bir “fıkra” anlatmıştır. Yanında oturan eski başbakan Binali Yıldırım ise bu esnada kıs kıs gülmüş ve başını onaylarcasına sallamıştır. İddia edilen bu sözler, toplumda geniş bir infiale yol açmıştır.
1. Sanık ve Suçlama
Sanık Rahmi Koç hakkındaki suçlama, Kürt kadınlarının kimliğini ve onurunu hedef alan, küçük düşürücü bir “espri” yapmış olmasıdır. Bunun bir “gaf” olduğu öne sürülebilir. Ancak savcılık makamının ve kamu vicdanının bakış açısına göre bu bir suçlama değil, bir tespittir: Servet ve soyadı hiç kimseye bu tür bir dokunulmazlık sağlamaz. Aksine, bu kişiler kamusal alanda daha dikkatli, daha ölçülü ve daha sorumlu olmak zorundadır. Aksi halde, bu tür sözler bir bireyin değil, tüm bir sistemin sınıfsal kibirini teşhir eden delillere dönüşür.
2. Mağdur: Kürt Kadınları ve Tüm Kadınlar
Bu dosyanın en belirleyici olgusu, mağdurun Kürt kadınları olmasıdır. Bu kadınlar, tarih boyunca hem cinsiyetleri hem de kimlikleri nedeniyle bir sistemin ötekileştirmesine maruz kalmıştır. Tüm bu baskılara rağmen eğilmemiş ve direnmişlerdir. Bir Kürt kadınının gözlerindeki ışık, bu coğrafyanın en büyük varoluş mücadelesinin yansımasıdır ve bir fıkranın konusu olamayacak kadar değerlidir. Kadınlar genel olarak da bu toplumun en zorlu ve fedakâr üyeleridir; onların alnının teri, nesneleştirilemez ve saygısızlığa uğratılamaz.
Mahkeme, mağdurun statüsünü netleştirmek zorundadır: Burada söz konusu olan, yalnızca bir “espri anlayışı” değil; güç sahibi birinin, güçsüz bir kesime karşı sergilediği bir üstünlük kurma ve aşağılama eylemidir.
3. Tanık: Binali Yıldırım ve İktidarın Sessizliği
Bir diğer kritik tanık ise Binali Yıldırım’dır. Bir dönem ülkenin en üst makamında bulunmuş bir ismin, bu sözler karşısında göstermiş olduğu kıs kıs gülme reaksiyonu, bir “nezaket hatası” değil, bir suça ortaklık ve meşrulaştırma eylemidir. Devlet ciddiyetinin temsilcisi bir ismin, bu tür bir saygısızlık karşısındaki onaylayan sessizliği veya gülüşü, meseleyi şahsi olmaktan çıkarıp kurumsal ve siyasi bir hale dönüştürmektedir. Bu tavır, sistemin bu kibri ne kadar olağan karşıladığının çarpıcı bir göstergesidir.






YORUMLAR