Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Fakir Yilmaz
Fakir Yilmaz

Alınak ve Selçuk yetmez, Demirtaş bırakılmalı..

Eski bir savcı olan şimdi ki Adalet Bakanının İçişlerine bağlı olan asayiş olaylarını duyurduğu gibi, DEM yada Adalet temsilcileri savcı, hakim, avukat veya Adliye Basın Bürosu değil de, AYM, AHİM ve yerel mahkemelerin ‘bırakın’ demesine karşın 10 yıldan fazladır hapiste olan Demirtaş’ın, arkadan kelepçeli, önden AA, İHA, DHA ve A haber kameralı değil de, Kürt kızı gibi sakız çıtlatarak korumalar eşliğinde adliyeye giden İ. Melih’e göndermeli  “Sakızcı Memo” başlıklı mektubu ile tahliye olacağını duyurduğu Diyarbakır (Amed) Belediyesi eski Eş Başkanı Selçuk Mızraklı tahliye olacağını duyururken, Mızlarklı gibi siyasi yakada olan Mahmut Alınak’ın serbest bırakıldığını ne Kürt nede Türk basının yazmadığını biliyor musunuz?

Bilemezsiniz, baba dost, yakın tanıdığım olmasına rağmen, geldi, gelecek denen seçimlerde DEM yakasına Milletvekili adayı olabileceği söylenen merkezinde cem evi olmayan Ardahan’ın Alevi Kültürü ile yoğrulmuş olan ilçesi Damal Belediye Başkanının kendisini ‘Köyde yapma abi’ dediğim Qazi Mihemed Müzesiben de ziyaret edip, birlikte bir resim paylaşana kadar ben bile bilmiyordum..
Evet, benimde aralarında olduğu gazetecilerin ilk duyurması gereken Mızraklının serbest kalacağını biz gazetecilere haber atlatırcasına herkesten önce duyuran Demirtaş’ın, DEM ve Kürt Basınının çok şey anlatan satır aralarını görmeyip, sansürlediği “Sakızcı Memo” mektubunu sansürlemeden bir de burada, yayınlayıp, birlikte okuyup, önce ‘yeni süreç’ denen sonra “Terörsüz Türkiye” , ‘Çerçeve’, Erdoğan’ın son uyarısı ile ‘kritik süreç’ dediği sürece bakışını birlikte anlamaya çalışalım..
Çünkü, Demirtaş’ın ‘irade’ diyerek Mahmut Alınak gibi karlı olan ve bugünlerde ortalıkta görünmeyen, “sokaktan toplananlar” veya “sokaktan getirdiklerimiz” denilenlerden mi diye merak ettiğim, Ardahanlı hemşerim Serpil Kemalbay’ın da bir zaman oturduğu makamda bulunan DEM eş Başkanı Bakırhan’ın, “sokaktan toplananlar” veya “sokaktan getirdiklerimiz” dediği, benim ise ‘Helwacılar’ dediklerimin de aralarında olduğu, hatta İmralı’da kendisine ‘ev, villa’ yapıldığı söylenen Öcalan’a göndermelerin olduğu söyleniyor..
Evet, Demirtaş, QAD Barış Araştırmaları Derneği’nin internet sitesinde yayımlanan ve Kürt basını tarafından ya görülmediği veya DEM’in üst düzey yetkililerinin de aralarında olduğu bazılarınca sansürlendiği söylenen ve hem dürüst siyaseti, hem de haber atlatan gazeteciliği ortaya koyan son mektubunda, beş yıldır aynı koğuşu paylaştığı  yazısı şöyle:

“Sakızcı Memo
Son beş yıldır ben ona emanettim, o bana emanetti. Salı sabahı buradan çıkacak, akşamına da Diyarbakır Havaalanında olacak. Artık size emanettir.
Hapishanenin beton duvarına asılı iki karışlık televizyon açık. Selçuk Mızraklı ile masada oturuyoruz, Hoca’nın önünde her zamanki gibi bulmaca var. Gözlükleri, kırlaşmış saçı ve bıyığıyla Einstein’ı andırıyor. Atomu parçalamadı ama sabrıyla, iradesiyle yedi yılda beton duvarları “çatlattı”.
Bu defaki bulmaca bir hayli zor olsa gerek, Hoca içinden çıkmaya çalışıyor. Epey düşündükten sonra buluyor, soldan sağa dokuz harfli “kardeşlik”miş. “Sorusu neydi?” diyorum. “Sorusu cevabından daha zor.” diyor. MGK kararıyla yürürlüğe gireceği zannedilen yıpratılmış, örselenmiş, içi boşaltılmış, kollektif duygu durumu. “Zormuş.” diyorum.
Dr. Adnan Selçuk Mızraklı 63 yaşında, Diyarbakır’ın yüreği sevgiyle dolu genel cerrahı. Sadece dört ay belediye başkanlığı yapabildi. Sonrasında suçsuz, günahsız, delilsiz, hukuksuz yedi yıl hapis.

Hava çok sıcak, basık, boğucu, terliyoruz habire. Bazen bu kuyunun dibinde nefes almak bile zorlaşıyor. Hoca’nın gözü bir ara televizyona takılıyor, bir süre kalıyor öyle. Neye baktığına bakıyorum.
Dört ay belediye başkanlığı yapabilmiş suçsuz, günahsız, yüreği sevgiyle dolu Diyarbakır’ın doktoru, yedi yıldır tutulduğu hücreden, 25 yıl belediye başkanlığı yapmış Ankara’nın parsel parsel günah yüklü şahsiyetinin sakız çiğneyerek adliyeye girişini izliyor.
Bulmaca giderek zorlaşıyor ama Hoca inatçı, yukarıdan aşağıya altı harfli, “adalet”. Sorusu neymiş? “Geç olsa bile gelmeyen, MGK kararıyla gelebileceği zannedilen insan onurunun mütemmim cüzü.” Zormuş gerçekten.
Şahıs az sonra elini kolunu sallayarak adliyeden çıkıyor, “Ben öyle çekirge gibi üç defa değil, 500 defa sıçradım.” diyor.“Keramet sakızda mı acaba, sen bir defa bile sıçrayamadın Hoca.” diyorum. “Yok.” diyor, “O çiğnediği sakız değil, insanlık onuru. Ben bir defa bile çiğnemedim, çiğnetmedim de.”
Dr. Adnan Selçuk Mızraklı, Diyarbakır’ın dört ay belediye başkanlığına karşı yedi yıl hapis yatmış ve cezasını tamamlayarak, “kardeşlik” henüz ona uğramadan 8 Eylül Salı günü tahliye olacak temiz yürekli bilgesi.
Son beş yıldır ben ona emanettim, o bana emanetti. Salı sabahı buradan çıkacak, akşamına da Diyarbakır Havaalanında olacak. Artık size emanettir.
İçeriden dışarıya sekiz harfli. “ÖZGÜRLÜK”. Hoca bulmacayı tamamlamak üzere.
Televizyonun sesini kısıyoruz, şahıs halen bir şeyler söylüyor. Az sonra haberlerde sürecin geldiği aşamaya ilişkin ayrıntılar verilecekmiş.
Hoca, bulmacadaki son soruyu da çözüyor. Tepeden tırnağa beş harfli: “İRADE”. “Sorusu neymiş?” diyorum. “Bunun sorusu yok” diyor Hoca, “Sadece cevabı var.”
Hoca, Salı akşamı Diyarbakır’da hayırlısıyla. Kesin, Sakızcı Memo da karşılamaya gelir. Yalnız, bizim sakızcımız çok haysiyetlidir, başkalarıyla karıştırmayın sakın.
Tû her hebî Mamoste. Her bijî. Biçe rêya te her tim vekirî be.
Selahattin Demirtaş
5 Eylül 2026 “

Evet, siz Erdoğan’ın karşısında elleri önlerin de bağlı durup, kendisine sevgiyle bakan, hatta iktidarın ‘gizli’ değil alenen ortağı denen mevcut DEM’liler Demirtaş’ın yukarıda ki mektubunun ne anlatmak istediğini düşünürken ben de 4 aylık belediye başkanlığı ardından yerine kayyum atanıp, neden tutuklandığı hala anlatılamayan ve 7 yıl cezaevinde kaldıktan sonra 80’ne dayana yaşı boyunca 10’larca kez tutuklanıp, bırakılan Avukat Mahmut Alınak’a, bugünkü yazıma döneyim..
Çünkü, en büyük muhalefet partisinin liderleri ve milletvekillerinin tutuklu olduğu ülkem, Amerika’dan gelen yeni haberle yani İstanbul Golden Global’ı yaptırım listesine alması Halk Bank davası misali bir hayli sıkıntıya gireceği iddialarında konuşulduğu şu günlerde art arda yayınlanan uluslar arası İnsan Hakları, Adalet, Hak, Hukuk raporları ile
gün geçtikçe hem zaten Alamanya misali yerlerde sürünen litresi 100 TL’yi geçen mazotlu ekonomiyi başta olmak üzere hepimizi iyiden iyiye sıkıştırılmaya başladığını da görmekteyiz.
ve ‘Uluslar arası Yargılanmaya’ doğru giden gittikçe toplumdan, tabanda uzaklaşılan bir sürecin içinde kendisini bulan ülkemin neden bu duruma geldiğine baktığınızda iç hukuku kendi iktidarları lehine kullanmaya çalışanların dış hukuku görmemelerinin neden olduğunu görürsünüz.
Çünkü gerçekte artık sınırların kalmadığı bir dünya da tek başına kaldıklarını anlamayanların bugüne kadar ortaya koydukları politikaların artık inandırıcılığını kayıp etmeye başladığını ve daralan çemberi açmaktansa daha da daraltıp hem kendilerini, hem de ülkeyi zora soktukları da görülmekte..

Önce Almanya’nın başını çektiği Avrupa’yı ardından Amerika’yı karşılarına alan ve bu yöntemle dünya lideri olduklarını sananların anlamadıkları diğer bir gerçekte ülke içinde ki baskıcı uygulamalarıdır..
Yaşanan bu durumu nasıl aşacaklarını merak ettiklerime benim bir önerim olacak..
Bu önerim dünya da gün geçtikçe yalnız kaldıklarını anlamayıp, anlamak istemeyip, aslında yaklaşan tehlikeyi sezip, bunu da ‘Pis koku’ lu başlıklı demeçleri ile kapatmaya çalışanların yapacakları tek şey sür’atle iç hukuk özgürleştirip, küs, kırgın olan toplumun tüm kesim ve dinamikleriyle barışı sağlama yoluna gitmelidirler diye düşünüyorum.
Ve Alınak’la yetinmeyip, Demirtaş’ı ve diğer milletvekillerinin anı sır güçlü bir genel af ile 400 bine yaklaşan sayısıyla dolup, taşan hapishanelerin kapılarını açıp, bir an önce serbest kalmasını sağlayarak, dışarıdan yani okyanus ötesinde gelen tusinamiye karşı toplumun tüm kesimleriyle el birliği yapmaktır..
Çünkü Okyanus ötesinde yükselerek gelen tusinamiye güneyde ki yani yine Okyanus ötesinde ki üflemelerle iyiden iyiye havalanan Irak, Suriye’den sonra sırada olan İranlı Ortadoğu’da ki toz bulutlarını da ‘Dış etken’ kelimesini sıkça kullanan ekonomi bakanı başta olmak üzere herkes yaşananlar, anlatılanları, istenenleri hesaba katmak gerekir..

YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..

Gazeteci Fakir Yılmaz, Selahattin Demirtaş’ın “Sakızcı Memo” isimli mektubunu odağına alarak Türkiye’deki güncel siyasi gelişmeleri ve hukuk sistemini sorgulayan kapsamlı bir değerlendirme sunmaktadır. Metin, Selçuk Mızraklı ve Mahmut Alınak gibi isimler üzerinden yürütülen yargı süreçlerini eleştirirken, adaletin tesisi noktasındaki siyasi çifte standartlara dikkat çekmektedir. Demirtaş’ın mektubundaki metaforlar aracılığıyla irade, kardeşlik ve özgürlük kavramları tartışılmakta; Kürt siyaseti ve medyasındaki sansür iddiaları gündeme taşınmaktadır. Yazar, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik darboğaz ve uluslararası yaptırım baskısından kurtulmanın yolunun, kapsamlı bir hukuk reformu ve toplumsal barıştan geçtiğini savunmaktadır. Sonuç olarak kaynak, hapishanelerdeki doluluğun ve siyasi kutuplaşmanın aşılması için acil bir genel af çağrısında bulunarak özgürlükçü bir çözüm önerisi getirmektedir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER