Cemile Y. Çetin yazdı…
Kadir İnanır‘ın ardından en dikkat çekici açıklamalardan biri İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu‘ndan geldi.
“O benim solcu ağabeyimdi” dedi.
Bugünün sert siyasi ikliminde bu cümle birçok kişiyi şaşırttı. Oysa Fatsa’yı bilenler için bu sözün ayrı bir anlamı vardı. Çünkü Kadir İnanır’ın büyüdüğü coğrafya yalnızca büyük sanatçılar değil, Türkiye sol tarihinin en fedakar, en ağır bedeller ödeyen kuşaklarından birini yetiştirdi.
Fatsa denince bugün akla ilk gelen isim Terzi Fikri… Oysa bu hikaye ondan çok daha önce başladı. 1960’lı yıllarda Türkiye İşçi Partisi’nin ilçede kurduğu örgütlenme, Karadeniz’in bu küçük ilçesini Türkiye solunun en canlı merkezlerinden biri haline getirdi. Fındık üreticilerinin sorunlarını konuşan, köy köy dolaşan, sendikalaşmayı anlatan, kitap okuyan, müzik-tiyatro gibi etkinlikler düzenleyen ve ülkenin değişebileceğine inanan gençler yetiştirildi.
İLK ÖNCÜLER
1968 kuşağın öncü isimlerinden biri Ziya Yılmaz’dı. Fatsa’da başlayan siyasal mücadelesini daha sonra THKP-C saflarında sürdürdü. Maltepe Askeri Cezaevi firarından sonra yeniden yeraltına geçti. 1972 yılında İstanbul’da yaralı olarak yakalandı ve uzun yıllar cezaevlerinde kaldı.
Onun yaşamı, yalnızca bir devrimcinin değil, Fatsa’nın nasıl bir siyasal okul haline geldiğinin de hikayesiydi.
O kuşağın içinde Ertan Saruhan vardı. Genç bir öğretmendi. Kültür kulüpleri kuruyor, gazete çıkarıyor, gençleri düşünmeye ve tartışmaya çağırıyordu. Devrimin, önce insanın zihninde başlaması gerektiğine inanıyordu.
30 Mart 1972’de Mahir Çayan ve arkadaşlarıyla birlikte Kızıldere’de öldürüldü.
Ahmet Atasoy, Fatsa’nın çocuklarından biriydi. İşçiydi. THKP-C saflarında mücadele etti. O da 30 Mart’ta Kızıldere’de yaşamını yitirdi. O çatışmada katledilen bir diğer devrimci Nihat Yılmaz idi…
Kızıldere, Fatsa için yalnızca bir çatışmanın adı olmadı, bir ilçenin en parlak gençlerinden üçünü toprağa verdiği büyük yas gününe dönüştü.
Fatsa’nın hikayesi Kızıldere’de bitmedi.
BELEDİYE BAŞKANI TERZİ FİKRİ
Yıl, 1979. Bu kez Terzi Fikri, yani Fikri Sönmez, bağımsız belediye başkanı seçildi. Halkın yönetime doğrudan katıldığı bir belediyecilik anlayışını hayata geçirmeye çalıştı. Mahalle komiteleri kurdu. “Çamura Son” gibi kampanyalar ile imeceyi yeniden canlandı.
Fatsa, yalnızca Karadeniz’in değil, bütün Türkiye’nin konuştuğu bir ilçe oldu. Bu yükselişin bedeli ağır oldu.
Fatsa Halkevi Başkanı Kemal Kara öldürüldü. Ardından 11 Temmuz 1980’de düzenlenen Nokta Operasyonu ile ilçe adeta kuşatma altına alındı. Yüzlerce kişi gözaltına alındı. Terzi Fikri tutuklandı, yıllarca cezaevinde kaldı ve 1985 yılında hapiste yaşamını yitirdi…
Fatsa’nın umut dolu günleri, yerini uzun bir sessizliğe bıraktı.
DAĞA ÇIKAN GENÇLER
12 Eylül 1980 askeri darbenin lideri Kenan Evren, “Biz gelmeseydik Fatsa gelecekti” sözüyle yalnızca Fatsa Belediyesi’ni dağıtmadı, bir kuşağı yok etti.
Kimileri cezaevlerine gönderildi, kimileri işkence gördü, kimileri sürgüne çıktı, kimileri ise yakalanmamak için Karadeniz’in dağlarına çekildi.
Mesela, Devrimci Yol’un Karadeniz sorumlularından Sedat Göçmen bu isimlerden biriydi. Darbe sonrasında yeraltında yaşamını sürdürdü, daha sonra yakalandı, uzun yıllar cezaevinde kaldı. Yıllar sonra kaleme aldığı anılarında, yalnızca kendi yaşamını değil, Fatsa kuşağının acılarını, umutlarını ve dayanışmasını anlattı…
Bunlardan biri Özgüç Tuncay, namı diğer “Kör Namık” idi. Fatsa’daki devrimci halk komitelerinde ve Karadeniz kırsalındaki direnişte sembolleşti. Fatsa’daki mücadele sürecinde katledildi…
AYNI DENİZİN ÇOCUKLARI
Aslında dağlara çıkanlar, cezaevlerine düşenler aynı kuşağın çocuklarıydı. Bir zamanlar halk toplantıları düzenleyen, fındık üreticilerinin hakkını savunan, imeceyle yol yapan, kültür derneklerinde kitap tartışan gençlerdi onlar…
12 Eylül, onların yalnızca özgürlüklerini değil, birlikte yaşama hayallerini de dağıttı.
Fatsa’nın meydanlarında başlayan hikaye, mahkeme salonlarına, cezaevlerine ve sürgün yollarına taşındı.
Aradan yarım asır geçti.
Bugün Fatsa denildiğinde akla yalnızca Terzi Fikri gelmiyor. Ziya Yılmaz geliyor, Ertan Saruhan geliyor, Ahmet Atasoy geliyor, Nihat Yılmaz geliyor, Kemal Kara geliyor, Sedat Göçmen geliyor…
Her biri farklı bir hayat yaşadı; ama aynı kuşağın hafızasında birleşti. Kimi toprağa düştü, kimi demir parmaklıklar ardında gençliğini bıraktı, kimi yıllar sonra anılarını yazarak konuşabildi.
Belki de Müsavat Dervişoğlu’nun Kadir İnanır için söylediği “O benim solcu ağabeyimdi” sözü tam da bu yüzden bu kadar anlamlıydı. Çünkü Fatsa’da insanlar önce aynı denizin çocuklarıydı. Sonra sağcı oldular, solcu oldular, ülkücü oldular, devrimci oldular…
Ama bir kuşağın acısı, çoğu zaman siyasetin önüne geçti. Kadir İnanır’ın ardından söylenen o tek cümle, Fatsa’nın yarım asırlık hafızasını yeniden hatırlattı:
Bazı insanlar yalnızca bir dönemi yaşamaz, yaşadıkları coğrafyanın vicdanı olurlar.
