Yeni bir yayın çabamız olan ‘Ardahan Radyo’ çalışmalarının telaş ve yoğunluğu içinde son bir ay için günlük yazılarımı aksattığımı fark edip, ülke gündemine baktığım da ‘reklamlarınızla yerelden ulusala’ şiarı ve gönüllü desteklerle hazırladığımız bizim gazetelerin manşetlerinin de zaman zaman ekranlarına yansıdığı bir tv kanalının daha, Halk TV’ye kayyım atandığı yetmedi kapatıldığını üzülerek görüyorum..
Ve ‘Basın Hürdür, Sansür Edilemez’ ama ya kısılan ekonomik sıkıntılar yüzünden yada siyasi, bürokrasi ve de yasalarla tek tek susturulduğu ülkenin ve Okyanusu ötesinde, ‘Çok seviyorum’ diye gelen her selamı aldığımız da yeni bir iç operasyonla sarsıldığımız ülkemizin de gazeteciliğinde gün geçtikçe daha çok zor bir hale geldiğini düşünürken, telefonla arayan ablamın ‘Fakir bak Halk TV’de kapatıldı, aman aman, kurban olayım dikkat et’ uyarısını alıyordum..
‘Tamam abla, dikkat edeceğim’ deyip, yeniden gazetecilik gündemime dönüp, %97’si, Anadolu/Küçük Asya’da ve %3’ü Doğu Trakya yani Avrupa denen iki kıtası üzerinde olan ülkemde fonlama, kayyımlar yaşanırken, dünyanın en az gelişmiş ve en yoksul ülkelerinden olan Afrika ülkesi Nijer’de bir petrol kuyusunda meydana gelen sızıntı büyük bir çevre felaketine dönüştüğünü haberini okuyordum..

Ve şu bizim Gabar’da bulduğumuz, ama hala göremediğimiz o petrolün neden 195 ila 208 ülkesi olan şu dünyada, o ülkenin yoksul ekonomisine yansımadığını düşünürken, postacının çaldığı kapının kesilen elektrik yüzünden uzaktan açılmadığında kendimi merdivenlerde bulup, kapıyı açıp, tc. numaram ve imzam karşılığında elime uzatılan şu mırdar et konusu haberlerimiz ardından hakkımda yeni bir davanın açıldığını görüyorum..
Onca gazete, tv, dergi gibi Halk TV’nin de kapatılması, Ablamın uyarı telefonunu ve gelen mahkeme evrakı stresi ile yine de ‘Gerçek bir demokrasi, özgür basın, hak, hukuk, adalet adına durmak yok, yola pardon yazmaya devam’ diyerek sanal sayfalarımızda canlı olarak yayınlamaya başladığımız Ardahan Radyo çalışmasına dönerken bölge, ülke yetmedi dünya gündemini takip etmenin yoğunluğu içinde 37 yıla yakındır her gün aralıksız yazılarımı yazdığım, ‘Yazıyorsam Sebebi Var’ adlı köşe yazılarımı aksattığımı fark edip, beynimde toplanan onca düşünceyi yazıya dökme telaşı ile yeniden hem de bir değil aynı gün ve saatlerde iki konuyu birlikte yazmaya başlıyorum..
İşte o iki yazım.. Gerisini, ‘Baaa yine çok uzun yazı..’ diyen siz okurlar düşünsün..

Dilenci toplumun fertleri..
Türkiye’nin en çok yeşil kartı olan bir topluluğa sahip olan Ardahan’da ki manzarayı tüm ülkenin geneline yaydığınızda yoksulun yoksulluktan öte dilenciliği daha çok önemsediğini görmek mümkün..
Çünkü zaman zaman hepimizin izlediği yardım kampanyalarında bir birini kıran, ezip, kaburgaları kıranların hiçte o kadar yoksul olmadıkları, sadece birer dilenci toplumunun ferdi olarak dağıtılan değersiz bir eşyayı kapma sevdasına yenildiğini görür, izleriz..
İşte size en son örneklerden bir kaç tane; Siyasilerin partiye üyelik ve dayılık şartıyla yakınlarına iş bulduğu İş-Kur’un, garantisi olmayan, ‘yarını ne olacak belli olmayan’ işi, iş diye verdiğini sanan ve 3 bilemdiniz, 6 yada 9 aylık geçici işe girenlerin asıl işler dururken, hatta ‘evdeki bebek ne olacak?’ demeden koşarak gidip, hepimiz sıraya girdik, hatta işe girdik..
50 Yaşını bulmuş, tek dişi kalmış erkeğin, kadının kendi çocuklarından daha çok genç olan memurlara çay verirken, evinin önündeki bahçeyi ekse daha onurlu, daha dik duracağını hesaplamaz..
Toplumu dilenciliğe alıştıran anlayışın fertlerinin yerel seçim öncesi organize ettiği ‘Giymiyorsan, giydir’ kampanyasına koşanlar, bir yırtık kazağı almak için üstündeki kazağı yırttıran toplumun fertlerinin daha öncede Doğrudan Gelir Desteği diye verilen 100 kuruş için bankaların önlerinde üstlerinde ki bin liralık paltolarını yırttırdıklarını da biliyoruz..
Daha çok mu örnek?!
Onu da siz düşünün, bulun..
Çünkü etrafınızda, hatta en yakınızda, belki de hepimizde örnekleri çok..
Kadınlarımız da erkekleri gibi haklarını arıyorlar..
Ardahan gibi bir yağmurla sellerin göl olduğu ve okullarının tatil edildiği, bir çocuğun elektriğe çarpıp feci şekilde can verdiği, belediye başkanı hapiste olan İstanbul’un da aralarında olduğu 81 kenttin, 922 ilçenin 19 bine yakın köyün ve 33 bin mahallenin neden gelişmediği, yaşanan sorunlara niye el atılmadığını ve yıllardır çözüm bekleyen onca sıkıntının niye giderilmediği yönünde başta, kentte ki, köydeki kadınlar olmak üzere hemen hepimiz söyler, yakınırız..
Ve birilerinin ellerine alıp, geldikleri çantalarla gelip, bizi kurtarmasını beklerken bizlerin bu yönde ne yaptığı ise bilinmez.. Aslında biliniyor desem daha doğru olur..





YORUMLAR