Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Fakir Yilmaz
Fakir Yilmaz

Kura Çalınıyor Kimin Umurunda ki?!..

Yazıma başlamadan önce başta Ardahan’da olmak üzere yurt geneline adeta ‘Yurtta SUS Konseyi’ adlı bir konseyin olduğunu ve bu konseyin kurucularından çok, üyelerinin suskunluğu tercih ettiğini baştan belirtmek isterim..
Çünkü susmayıp, gazetecilikte, sanal ortamda çırpınanların hain ilan edildiği bir dönemin yaşandığı bir ülke de onca sorun ve sıkıntının yaşandığı ve en önemlisi son olarak nehri çalınmak istenen Ardahan’da da yaşananlara kimsenin gıgı çıkmıyor..
Bir dönem sık sık köy köy dolaşıp gezdiğim yıllarda Düz Ardahan köylerini çok yakından ilgilendiren haberimizi manşet yapan gazetemizi dağıtırken çeper dibinde oturmuş, dünya yansa bana ne deyip, hükumetten gelecek yeni desteklerden başka bir şey düşünmeyen köylülerin haberimizin başlığına baktıktan sonra ‘zaten bir şeye yaramıyor’ deyip, adeta can damarlarına yaklaşan bıçak gibi Kura Nehrinin önünü kesecek olan Beşikkaya Barajında, ‘Olsun iş buluruz, arazilerimiz istimlak edilir, para kazanırız’ demeleri dikkatimizden kaçmıyor..

O köyleri dolaşırken İstanbul başta olmak üzere batıda ki Ardahanlıların bu duruma nasıl baktığına göz atmak için başta yine Düz Ardahan olarak bilinen Ardahan’ın batıda ki köy dernek başkanlarından bazılarını aradım ve konuyu birde sözlü anlatarak ne yapılabileceğini uzun uzun konuşsam da anladığım tek şey İstanbul ve batıda ki Ardahanlıların da Kura’nın yönünün değiştirilip, suyunun çalınmak istenmesi karşısında çokta duyarlı olmadıklarını anlıyordum.
Çünkü onların da derdi başta HES barajları olmak üzere bölgede yapılması muhtemel yatırımların atadan, deden kalma arazilerini paraya çevireceğini ve kendilerine düşecek mirası düşündüklerini görüyordum..
Sulakyurt (Sarzep) köyünden girip, Çetinsu (Beberek) köyü üzerinden Beşikkaya HES Barajının olumsuz olarak birinci olarak etkileyeceği Yalnızçam köyünden Ardahan’a döndüğümde başında bulunduğum Ardahan Gazeteciler Cemiyetine kargo ile bir mektup geldiğini görüyordum..
Kargonun poşetini açıp baktığımda ve içinde ki mektubu okuduğum da adeta şok oluyordum, ‘Biz neyin mücadelesini veriyoruz?’ derken..
Çünkü mektubu yazan Çıldırlı M. A. adlı kişi mektubunda bana yönelik olarak aldığı satırlarda kendisinin İstanbul Maltepe Küçükyalı da oturduğunu ve Ardahan’ın Çıldır ilçesinde yakınlarının olduğunu ve bu yakınlardan kendisine miras kaldığını ancak bu mirası alabilmek için kimseye ulaşamadığını yazıyor ve mirası almak için benden yardım istiyordu..

Yani kısacası;

Ardahan ve ülkede, ‘Su akar, deli bakar’ misali Hoçvam’a su vermeyen

bir yanı Çıldır Gölünü besleyen Kısır dağı gibi Allahüekber dağının, Kura nehrinin ana kaynağını olduğunu anlamadan Sudan, Çad’ın olduğu Afrika’ymış gibi açılacak olan kuyularla su aranacağı söylenen Göle’nin yanı başında geçip, önce Göle Ovasını sonra Ardahan’ın Kafkas arısının ballarını topladığı bin bir çiçekli ovasına hayat verdikten sonra Hanak ve Çıldır’da HES Barajları olan, altında yer altı nehri çıktığında yıllardır Ulgar tüneli açılamayan Posof ve Kafkaslarda gelip, ülkeyi ve dünyayı ıstan gazın burnunun dibine geçmesine karşın doğalgazsız Damalılarca çokta umursanmayan ama Azerbaycan’ın başkenti Bakü’nün içme suyu olan Kura Nehri çalınıyor, kimin umurun da dedirten bu gelişmeler karşısında bende bir Ardahanlı olarak, bir gazeteci olarak, bir değil iki stk başkanı olarak ne yapabilirim diye düşünüyorum hem de kara kara ve kafayı yememek için..


*Artçı Sarsıntılar..
Balık hafızalı toplumun benimde 3 yıl 3. günlük gazetesi Siyah beyaz Gazetesini çıkardığım Kocaeli’nin de içinde olduğu bölgede 27 yıl önce bir 17 Ağustos gecesi, saat 03 02’de yaşanan ve 7,4 şiddetinde olan 45 saniye sürüp, binlerce insanın ölümüne bir o kadarının evsiz, barksız ve sakat kaldığını hatırlar mı?
Bilmem ama önüne gelen yemeğin ne olduğunda bakmadan, elinde ki cep telefonunda gördüklerinin okumadan, değerlendirmeden, ne anlatmak istediğini düşünmeden beğenmekten başını kaldırmayan bir toplumun fertleri olarak 27 yıl önce bugün yaşananları hatırlayacağını sanmıyorum..
Çünkü aynı toplumun birer fertleri olarak müteahhitleri zenginleştirip, onlarla ortak olanların gizlice ve gelişi güzel değiştirilen Kent İmar Programlarının birinin de Ardahan’da, Kura Nehrinin yanı başında ki otel arsanın bir çırpıda nasıl olup, konut arsası olduğunu da da sorgulama zahmetinde bulunmayan bir toplum..
Ve aynı toplumun idarecilerin nasıl olup, bir kaç yıl içinde milyonların sahibi olduğunu da merak edip, sorgulamadığını da bilen bir fert olarak 27 yıl önce 17 Ağustos’ta nice binanın yerle bir olduğunu da merak edip, sorgulamaz olduğunu da bilenlerdenim..

Evet, 27 yıl önce bugün yani şu an yine aynı yerde olduğum Marmara’da yaşanan facia öncesi gelen artçıları fark edemediğimiz gibi bugünde başta Ardahan’da temelinde generalli cesetler çıkan Karagöl Mahallesinde olmak üzere, temelinde su fışkıran Kura Nehri yatağına yapımına izin verilen onca binayı hatırlıyorum..
Ve bugün yani 27 yıl önce binlerce insanı vuran depremin ardından ‘önlem alacağız’ deyip, bol kepçeden salladıkları gibi yine bol keseden sallama günü..
Yani göz göre göre gelecek yeni bir depremle yerle bir olması büyük ihtimal olan yeni binalara izin verenler bugün 17 Ağustos Depreminin yaşandığı 27 yıl önce ki gibi yine timsah göz yaşları döküp, önlem alacaklarını söyleyip duracaklar..
Ve bugün yapılacak olan açıklamalarla bir çok insan yine sarsılacak, ağlayacak, üzülecek ve büyük deprem öncesi gelen artçılar gibi sallanacak..
Peki, ‘kim suçlu?’ diye sorduğunuz da sonuçların açıklanmasıyla adeta bir büyük deprem daha yaşayan yüzlerce öğrencinin dışarıda kalmasına neden olan ve adı yanlış sorular, çalınan sorular, geç açıklanan sonuçlar, ulaşılabilirliği olmayan ve bilgi edinmede yetersiz olmasıyla anılan Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), skandalları ardından bir istifanın yaşanmadığı ülkem akla gelir..
Ha birde otel yapılacak denilen şehir planını bir gecede ansızın değiştirip, satışına izin veren ve Kura nehrinin yatağının  içinde olan eski otogarı da betonlaştıran Ardahan Belediyesi gelir..
Ne diyelim, yapılan Ardahan’da yapılan ilk HES’in baluklarını yok ettiği Posof’ta ruhsatsız beton santralinin olduğunu yaza yaza anlatamadığımız bir zamana ‘Bunlar artçılar, umarız daha büyük bir deprem olmaz’ demekten öte..

YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..

Deneyimli gazeteci Fakir Yılmaz, kaleme aldığı köşe yazısında toplumun ve yerel idarecilerin çevre sorunları ile ihmaller karşısındaki duyarsızlığını sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, özellikle Ardahan’daki Kura Nehri’nin yönünün değiştirilme çabalarına ve bölgedeki HES projelerine karşı halkın maddi çıkarlar uğruna sessiz kalmasına dikkat çekmektedir. Metinde, doğal kaynakların korunması yerine kişisel miras ve istimlak bedellerinin önemsenmesi, toplumsal bir hafıza kaybı ve bencillik örneği olarak sunulmaktadır. Ayrıca geçmişteki deprem felaketlerinden ders çıkarılmadığı vurgulanarak, nehir yataklarındaki hatalı yapılaşma ve imar değişikliklerinin yarattığı büyük risklere işaret edilmektedir. Yılmaz, yerel yönetimlerin ve sivil toplumun bu ciddi tehditler karşısındaki eylemsizliğini sorgulayarak adeta bir toplumsal farkındalık çağrısı yapmaktadır. Yazı, genel anlamda denetimsizliğin, rant hırsının ve vurdumduymazlığın gelecekte telafisi imkansız sonuçlar doğuracağı konusunda karamsar bir uyarı niteliği taşımaktadır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER