HABER:Ali Osman Ertaş
GÖRÜNTÜ: Gökmen TURNA
(RİZE)- Rize’nin Fındıklı ilçesinde düzenlenen ViçeFest Yeşil Altın Gümüş Deniz Festivali kapsamında, 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı dolayısıyla Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Doğu Karadeniz Şubesi tarafından “Hakikati Aramak, Gazetecilik ve Özgür Basının Geleceği” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirildi.
Fındıklı’daki Hayati Aykut Parkı’nda düzenlenen etkinlikte; gazetecilik mesleğinin güncel sorunları, basın özgürlüğü, gazetecilere yönelik hak ihlalleri, sansür ve hakikatin peşinde gazetecilik anlayışı ele alındı. Söyleşiye Bianet Genel Yayın Yönetmeni Murat İnceoğlu ile ÇGD Doğu Karadeniz Şube Başkanı Gençağa Karafazlı konuşmacı olarak katıldı.

Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu’nun yanı sıra siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ve yurttaşların da katıldığı söyleşide, özgür basının demokratik toplumlar için taşıdığı önem vurgulandı. Katılımcılar, gazeteciliğin temel amacının hakikati ortaya çıkarmak olduğunun altını çizerken, sansürsüz ve özgür bir medya ortamının toplumun sağlıklı gelişimi açısından hayati öneme sahip olduğunu ifade etti.
“24 Temmuz bir bayram değil, sansüre karşı mücadelenin yıl dönümüdür” vurgusunun öne çıktığı etkinlikte, basın özgürlüğünün geçmişten bugüne süregelen bir mücadele alanı olduğu belirtildi.
“24 TEMMUZ HAVZASI BAYRAMI DEĞİL MÜCADELENİN YIL DÖNÜMÜDÜR”
Bianet Genel Yayın Yönetmeni Murat İnceoğlu ise konuşmasında, 24 Temmuz’un sansüre karşı verilen mücadelenin simgesi olduğunu belirterek şu değerlendirmelerde bulundu.
“Öncelikle bir gelişme yaparak başlamayayım. Bu ’24 Temmuz Basın Bayramı’nda her şey geçiyor, bu aslında çok sıklıkla kullanılan bir ifade. 24 Temmuz çünkü bize hep basında sansürün kaldırılışının başlangıcı olarak sunuldu ve bu da bir basınç bayramı olarak sunuldu. Her 24 Temmuz geldiğinde de işte resmi makamlar tarafından gazetecilerin bayramı diye kutlanır. Kaldı ki zaten 24 Temmuz aslında II. Abdülhamid sansürüne karşı teslim edilmesi ve incelemeye tabi tutulması gerekiyor. En son işte 24 Temmuz’da II. Meşrutiyet ilan izni iki tane gazeteci diyor ki ‘Artık biz götüreceğiz’ şey, denetime. Ve böyle bir karşı çıkış var. Yani aslında bir mücadele başlatıyorlar. Yani o mücadele sansüre karşı mücadelenin yıldönümü demek daha doğru.
Çünkü bilindiği üzere sansür çeşitli varlığını sürdürüyor. Bu zaman, bazılarının kayıtlarının çerçeveleri oluyor, bazı zaman konmamış değişikliklerle yapılıyor, bazı zaman patronlar tarafından yapılıyor, bazı zaman da belki de daha vahiminin oto-sansür şeklinde uygulanıyor; Gazeteciler kendilerini sansür olarak değerlendirirler.

“TÜRKİYE’DE HAVZA ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KISITLAYAN 100’DEN FAZLA MADDE VAR”
1980 yılındı basın özgürlüğü kısıtlayan 100’den fazla madde var’ denirdi. Bu aslında tahminen söylenmiş bir şeydi. Ama bugün belki daha bile fazla olabilir basını kısıtlayan madde. Çünkü internet yayıncılığının da hayata geçirilmesiyle birlikte yasaklar ve yasakları uygulayacak olanlar çok daha fazla arttı bugün herhangi bir mahkeme kararı olmadan doğrudan engelleyebiliyor. Türkiye’de basına olan güven azaldıkça insanlar birincil kaynak olarak gördüğü sosyal medya araçlarına yöneliyorlar çok doğal olarak. Kendince oradan daha doğrudan bilgi aldığını düşünüyor. Ve bu nedenle de mesela televizyonlara karşı şey daha fazlaydı, RTÜK tarafından uygulanan sansür daha fazlaydı. Çünkü herkes okumak yerine izlemeyi tercih ettiği için devlet açısından televizyonlarda yapılan habercilik daha kritik bir önem taşıyordu. Âmâ televizyonlar biraz daha kontrol edilebilirdi. Çünkü en sonunda bir patronu var. Patronu bir şekilde bir yerden yakaladıysanız, o veya bir iş ilişkisi kurduysanız onun dışına çıkmaz genelde ve denetlenebilir olurdu. Ama sosyal medya öyle değil, siz doğrudan orada yazıyorsunuz, hiçbir aracı yok. O yüzden şimdi sosyal medyaya yönelik baskı daha bir arttı. Sık sık hatta işte gazeteciler gözaltına alınıyor. İşte bu da dezenformasyon yasası sonrası oldu”
“BUGÜN GAZETECİLİK NEREDEYSE BAŞLI BAŞINA BİR SUÇ GİBİ GÖSTERİLİYOR. YARGILANAN GAZETECİLİK DEĞİL HAKİKATTİR”
Konuşmasında sansür yasası, gazetecilere yönelik hak ihlallerine vurgu yapan Çağdaş Gazeteciler derneği (ÇGD) Doğu Karadeniz şube başkanı Gençağa Karafazlı şunları söyledi:
“Sansür bugün sadece biçim değiştirdi, özü değişmedi. Bugün ise sansür bilinen anlamının çok ötesinde geçmiş durumdadır. Gazetecilere mesleklerini yapıyor olmaları nedeniyle açılan davalar bir sansürdür. Gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanması da sansürdür. Devletin gazetecilik üzerindeki uygulamaları da sansürdür. Ve bütün bunların içinde en tehlikelisi ise oto sansürdür. Çok korkunç bir boyutlara ulaşmış durumdadır. Bugün gazetecilik neredeyse başlı başına bir suç gibi gösteriliyor. Yargılanan gazetecilik değil, yargılanan bugün aslında hakikattir. Yani sizlerin hakikatini, hakikati görmesini engelleyen bir anlayıştır. Burada halkın haber alma, yayma hakkını yargılıyorlar aslında.

“HALKI YANILTICI BİLGİYİ ALENEN YAYMA GİBİ MUĞLAK SUÇLAMALARLA GAZETECİLER GÖZALTINA ALINIYOR”
Bugün Çağdaş Gazeteciler Derneği; Mustafa Ekmekçi, Uğur Mumcu, Musa Anter, Metin Göktepe’ye uzanan bir mücadele geleneğinin temsilcisidir Çağdaş Gazeteciler Derneği. Gazetecilik sadece bir meslek değil, bir kamu görevidir. Hakikati arama görevini yerine getiren gerçek gazetecilerin ise bugün nasıl bir baskıyla karşı karşıya bulunduğunu hepimiz görüyoruz.
Bugün ise bu görev dezenformasyon adı altında hedef alınıyor. ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ gibi muğlak suçlamalarla gazeteciler susturulmaya çalışılıyor. Haziran ayında… 26 yılı gazetecilere yönelik hak ihlalleri raporuna göre bir ayda 10 gazeteci gözaltına alındı, 4 gazeteci tutuklandı, 20 internet sitesi kapatıldı, 43 habere ve 126 sosyal medya içeriğine erişim engeli getirildi. Tutuklu gazeteci sayısı bugün 28’dir.
“BİLİYORUZ Kİ GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR BİZ SUSMAYACAĞIZ”
Tüm bu baskılara rağmen biz gittiğimizde gazetecilik suçu değildir. Basın ve ifade özgürlüğü demokratik rejimlerin olmazsa olmazıdır. Halkın doğru özelliklerine ulaşamadığı bir yerde adalet de olmaz, hukuk da olmaz. Özellikle yerel basın bu anlamda hayati bir rol üstlenmektedir. Yerel gazeteciler kentlerin gündemini taşıyan, bölgesel olarak duyuran ve yerel yönetimlerin şeffaflığına katkı sağlayan önemli bir kamu görevi üstlenmektedirler. Yerel medyanın en temel sorun bilgisinin adaletsizliğinden geliyor arkadaşlar. Yandaş bilgi var, bize yok maalesef devlet tarafından itibar gören gazeteciler sınıfından olmadığımız için sağlıklı bilgiye ulaşamıyoruz.
Bugün bayram değil mücadele, meslek onurumuzu koruma mücadelesidir, halkın haber alma hakkını savunma mücadelesidir, hakikati karartmak isteyenlere karşı durma mücadelesidir ve biz bu mücadeleden geri adım atmayacağız. Basın susturulursa halk susar. Biz susmayacağız” dedi
Yoğun ilgi gören söyleşi, kadınların sorularının yanıtlanmasının ardından sona erdi.

