Öz Gıda-İş Genel Başkanı Ramazan Gülpolat’ın Çaykur’daki mevsimlik işçilere ilişkin açıklamaları, hükümete yönelik eleştiriler içerirken sendikanın fiili mücadeleden kaçındığı ve teslimiyetçi bir çizgide kaldığı yönündeki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
HABER: Gençağa KARAFAZLI
(RİZE) – Çaykur’da yıllardır güvencesiz koşullarda çalışan mevsimlik işçilerin sorunları bir kez daha kamuoyunun gündeminde. Öz Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Ramazan Gülpolat, yaptığı açıklamada hükümetin verdiği sözlerin yerine getirilmediğini dile getirerek “Devletin adalet eli, bu defa gerçekten Çaykur işçisinin omzuna dokunmalıdır” ifadelerini kullandı. Ancak bu çıkış, sendikanın emekten gelen gücü kullanma konusunda isteksiz davrandığı ve işçilerin hak mücadelesini fiili olarak büyütmekten kaçındığı eleştirilerini de beraberinde getirdi.
Söz Var, Mücadele Yok Eleştirisi
Gülpolat, hükümetin ekonomi politikalarının işçileri yoksulluğa sürüklediğini kabul ederken, bu yoksulluk karşısında sendikal gücün neden devreye sokulmadığı sorusu yanıtsız kalıyor. İşçilerin en temel haklarından biri olan grev hakkının dahi açıkça telaffuz edilmemesi, sendika yönetiminin “mücadele” söylemini söz düzeyinde tuttuğu yorumlarına neden oluyor.
Sendika cephesinden yapılan açıklamalarda sürekli “devletimize güveniyoruz” vurgusu yapılırken, aynı zamanda işçilerin yaşadığı mağduriyetlerin sıralanması, “hak arama” ile “siyasi iktidara mesafe koymama” arasında sıkışmış bir sendikacılık anlayışını gözler önüne seriyor. Eleştiriler, bu tutumun işçilerin öfkesini yatıştırmaya dönük bir “gaz alma” politikasına dönüştüğü yönünde yoğunlaşıyor.
Hükümete: Sosyal Devlet Nerede?
Öte yandan açıklamalar, hükümetin Çaykur işçilerine yıllardır verdiği sözlerin tutulmadığını da açık biçimde ortaya koyuyor. Çalışma süresinin 120 günden 180 güne çıkarılması “kazanım” olarak sunulsa da, işçiler yılın geri kalanında işsizlik ve güvencesizlikle baş başa bırakılıyor. 180 gün çalışıp 181. günde işsiz sayılan binlerce emekçi için sosyal devlet ilkesinin kağıt üzerinde kaldığı eleştirisi güçleniyor.
Hükümetin, özellikle Doğu Karadeniz’in belkemiği olan çay sektöründe kalıcı ve eşitlikçi bir istihdam politikası üretmemesi, mevsimlik işçilerin yoksulluğunu kronik hale getiriyor. İşsizlik ödeneği, sigorta primleri ve emeklilik hakları konusunda yaşanan belirsizlikler ise hâlâ çözüm bekliyor.
Teslimiyetçi Sendikacılık Tartışması
Gülpolat’ın “devletimizin yanındayız” vurgusunu öne çıkaran açıklamaları, sendikanın hükümete karşı bağımsız bir hat çizmekten uzak olduğu yönündeki eleştirileri güçlendiriyor. İşçilerin taleplerinin net olduğu bir tabloda, sendikanın baskı unsurlarını devreye sokmaması, “iş birlikçi ve teslimiyetçi sendikacılık” tartışmasını yeniden alevlendirmiş durumda.
Çaykur işçileri açısından ise tablo net: Yıllardır aynı sözler veriliyor, aynı belirsizlikler yaşanıyor. Ne hükümetten somut ve kalıcı bir adım geliyor ne de sendikadan bu adımları zorlayacak güçlü bir mücadele hattı.
Sonuç olarak, Çaykur’daki mevsimlik işçilerin sorunu yalnızca bir istihdam meselesi değil; hükümetin sosyal devlet anlayışı ile sendikaların mücadeleci kimliği açısından da ciddi bir sınav olarak duruyor. Bu sınavda kaybeden ise her geçen gün biraz daha yoksullaşan işçiler oluyor.
