Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Süleyman Hacıbektaşoğlu
Süleyman Hacıbektaşoğlu

**”Kalemle Kurulan Savaş Fantezileri”**

Yeni Şafak Gazetesi yazarı İbrahim Karagül’ün 13 Mart 2026 tarihli yazısını okuyunca insanın aklı karışıyor: Gülelim mi, yoksa bu kadar savrulmuş bir dil karşısında ciddiyetimizi koruyup endişe mi edelim?
Yazının bu hamaset bölümünü alıp buraya koyacağım. Okumayanlar okusunlar ki bu siyasal islamcı kafaların halkı hangi söylemlerle konsolide etmeye çalıştıklarını görün. Buyrun :
“BU İSRAİL Mİ TÜRKİYE’YE SALDIRACAKMIŞ!
Hal böyle iken, İsrail kaynakları “İran’dan sonra sıra Türkiye’de” diye açıklamalar yapmaya başladı bile. Öyle gözleri dönmüş, öyle zihinleri dağılmış ki, bu şımarıklığın kendilerine nasıl bir bedel ödeteceğini düşünmekten aciz hale gelmişler.
Türkiye’ye de saldıramayacaklar, Pakistan’a da saldıramayacaklar, İran’ı da dize getiremeyecekler. Arap ülkelerini artık yanlarında bulamayacaklar. Bence İsrail bu gerçeğe uyanırsa ancak bölgede varlığını güvence altına alabilir. Aksi takdirde “İsrail Garnizonu”nun ömrü bitmiştir. 20. yüzyıl bitti, ona verilen rol de bitti.
ÖNCE ADALAR VE BATI TRAKYA ANA VATANA KAVUŞACAKTIR!
Ama yine de İran’dan sonra Türkiye’yi hedefe koyarlar, böyle bir ölümcül hata yaparlarsa; Türkiye önce Ege’de adalarını işgal eder. Sonra Batı Trakya’yı kurtarır hatta tüm Yunanistan’ı işgal eder. Sonra Kıbrıs’ın tamamını alır.
Çünkü onlar İsrail’in tetikçisi oldu. İsrail adına savaşacak birer kiralık katil oldu. ABD de Avrupa da İsrail de onları koruyamaz hatta korumaz. Onları yapayalnız bırakacaklar!
VE BÜTÜN SAVAŞLARI BİTİRECEK ASIL CEPHE AÇILIR: TÜRKİYE İSRAİL’İ İŞAL EDER.
Ve Ortadoğu’da bütün savaşları bitirecek, bütün harita masalarını devirecek, bu “kabile devleti”ni haritadan silecek “asıl cephe” açılır.
Eğer doğrudan hedef alınırsa Türkiye bunu yapar, yapacaktır. Yüzlerce yıldır, bu coğrafyada kimsenin cesaret edemediklerini yaparak ezberleri bozduk, haritalar çizdik, güç alanları inşa ettik. Bu siyasi genetik 21. yüzyılda bir kez daha ortaya çıkacaktır.
TEL AVİV’İ YOK EDER, KUDÜS’Ü KURTARIR, TAŞ ÜSTÜNDE TAŞ BIRAKMAZ! TARİHE BİR SAYFA DAHA AÇILIR!
Türkiye İsrail’i işgal eder. Açık söylüyorum işgal eder. Tel Aviv’i yok eder, Kudüs’ü kurtarır. Milyonları İsrail’e akıtır, taş üstünde taş bırakmaz. İsrail’in devlet olma hakkı elinden alınır. Ve bizim, Osmanlı’nın dağıtılmasında alınması gereken bir intikamımız var.
Yirminci yüzyıl parantezini kapattığımızda tarih zaten dönmüştü ama bunun sarsıntıları henüz daha net biçimde ortaya çıkmadı. Çıkacaktır.
İSRAİL BİR HAFTALIK DEVLET, TEL AVİV BİR GÜNLÜK ŞEHİR
Tarihe bakın, ne örnekler var. Hiçbir güç bu coğrafyada Türkiye’den habersiz harita çizemez. Bu, bin yıldır böyle. Sadece yüz yıl ara verdik ve o süre bitti. Döndük… Herkes hesabını buna göre yapsın!
İsrail bir haftalık bir devlettir. Tel Aviv bir günlük bir şehirdir. Gerçekten böyleŞEHİR
İşte dostlar yazının can alıcı bölümü burası. Nasıl vermiş gazı ama. Ortaya konan şey bir analiz değil; tarih bilgisiyle, jeopolitikle, askeri gerçeklikle hiçbir bağı olmayan, hamasetin en ham hali. “Türkiye İsrail’i işgal eder, Tel Aviv’i yok eder, Kudüs’ü kurtarır” gibi cümleler, bir köşe yazısından çok, gerçekle bağı kopmuş bir güç fantezisinin dışavurumu.
Peki bu dil neyi örtüyor?
Asıl mesele burada başlıyor.
Bugün bu tür yazılar, dış politikadaki gerçek bağımlılık ilişkilerini gizlemek için üretiliyor. Aynı kalemler daha birkaç yıl önce Suriye’de izinsiz uçak dahi uçuramayan bir tabloyu görmezden geliyor.
Bugün hâlâ NATO şemsiyesi, Patriot sistemleri ve Batı’nın stratejik sınırları içinde hareket eden bir ülke gerçeği ortada dururken; “bölgeyi yeniden kuran güç” masalları anlatılıyor.
S-400’ler depoda beklerken, ABD’nin yön verdiği bölgesel denklemlerde İslam ülkeleri bir araya getirilip İran hedef gösterilirken; içeride İsrail üzerinden yükseltilen bu söylem, gerçek politikanın üzerini örtme işlevi görüyor.
Bu bir strateji: Dışarıda bağımlılık, içeride hamaset.
Ve bu hamaset yeni değil. Bu coğrafyada her sıkışma anında, iktidarların başvurduğu en eski yöntemdir. Milliyetçi kabarma yarat, büyük savaş senaryoları çiz, “tarih yazıyoruz” de… Böylece içerideki ekonomik çöküşü, diplomatik yalnızlığı, stratejik sıkışmışlığı görünmez kıl.
Ama gerçek inatçıdır. Yüz yıl önce yurttaş olma hakkını kazanan insanların bugün hâlâ “fetih”, “işgal”, “intikam” diliyle konuşması; aslında bir güç göstergesi değil, tersine bir zihinsel gerilemenin işaretidir.
Çünkü güçlü devletler sloganla değil, üretimle, teknolojiyle, bağımsızlıkla ayakta durur.
Bugün ortada ne o üretim var, ne o bağımsızlık.
Dolayısıyla bu yazılar bir “gelecek vizyonu” değil, geçmişe sığınarak bugünü idare etme çabasıdır. Bir tür siyasal sis perdesi.
Evet, bir kesim hâlâ bu dili alkışlayabilir. Ama toplumun geniş kesimleri artık şunu görüyor:
Hamasetle savaş kazanılmaz. Sloganla devlet olunmaz.
Gerçekler, er ya da geç, gürültüyü yutar.
Ve geriye sadece çıplak hakikat kalır.
Şöyle anlatılır. Doğruluğunu bilmiyorum ama bugüne bakınca doğru olduğuna o kadar eminim ki ; Sovyet Ordusu Berlin’e girene kadar Alman halkı büyük bir zafer kazandıklarını biliyordu. Onların Gobels’i vardı bu işleri organize eden bizde de İbrahimler.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Rize Haber Yemek Tarifleri