Fethiye’de düzenlenen Gastro Fest, yalnızca bir lezzet buluşması değil; yerel ürün, toprak, hafıza ve vizyon ekseninde Türkiye gastronomisinin nereye yönelmesi gerektiğini gösteren dikkat çekici bir örnek sundu.
Geçtiğimiz hafta Fethiye’deydim. Sebep: Liberty Fabay Hotel’in ev sahipliğinde düzenlenen Gastro Fest Ama bu sadece bir “otel etkinliği” değildi. Daha doğrusu, olmaya çalıştığı şey bundan çok daha fazlasıydı.

Türkiye’de gastronomi konuşuluyor. Ama çoğu zaman yüzeyde. Menüler konuşuluyor, mekanlar konuşuluyor, şefler konuşuluyor… Ama toprağın kendisi hâlâ yeterince konuşulmuyor. İşte Fethiye’de gördüğüm şey tam olarak buydu: Toprağa dönme çabası.

OTUN PEŞİNE DÜŞMEK
Programın ilk günü Yeşil Üzümlü Köyü’ndeydik. Şef Elif Korkmazel ve yerel üreticiler eşliğinde Fethiye’nin otlarını keşfettik. Şunu çok net söyleyeyim: Türkiye’nin gastronomi geleceği Michelin yıldızlarında değil, bu otlarda saklı. Endemik bitkiler, yabani otlar, yerel mantarlar… Bunlar sadece “malzeme” değil, bu ülkenin hafızası. Ve biz o hafızayı yeni yeni hatırlıyoruz.

TABAKTA MODERN, KÖKTE YEREL
Akşamında Seçgin Demir’in tabaklarıyla karşılaştık. Yerel malzemenin modern yorumla birleştiği o ince çizgi vardır ya… İşte tam oradaydı. Ne fazla teknik, ne fazla geleneksel. Tam kararında bir denge. Ertesi gün festival alanında ise işin daha “halk” tarafına geçtik: Keşkekler, kuzu şişler, cağ kebapları… Bir yanda fine dining, diğer yanda kazan başı Türkiye. Aslında olması gereken de bu: Gastronomi sadece tabakta değil, kültürde yaşar.

MEHMET YALÇINKAYA
Festival alanına Mehmet Yalçınkaya’nın gelişi de önemliydi. Çünkü Türkiye’de gastronominin kitleselleşmesinde bu tip figürlerin etkisi büyük. Ama mesele şu: Televizyonla başlayan ilgi, sahaya inmezse bir anlamı yok. Fethiye’de gördüğüm şey, bu geçişin küçük ama önemli bir örneğiydi.

ASIL MESELE: VİZYON
Bu etkinliğin arkasında bir isim var: Nihat Tümkaya. Masada uzun uzun sohbet etme fırsatım oldu. Otelin genel müdürü. Turizm duayeni. Hataylı. Yani, gastronominin ne olduğunu sadece bilen değil, yaşayan biri. Şunu çok net hissettim: Bu iş “otelcilik” değil, bir vizyon meselesi.

Bugün Türkiye’de birçok otel var. Ama çok azı bulunduğu coğrafyanın ruhunu menüsüne taşıyabiliyor. Liberty Fabay’ın farkı burada başlıyor. Yerel ürünleri sadece “dekor” olarak değil, konseptin merkezine koyuyor. Ve bu çok kıymetli.

TÜRKİYE’NİN İHTİYACI OLAN ŞEY
Şunu artık açık açık söylemek lazım: Türkiye’nin gastronomi problemi “yetenek” değil. Türkiye’nin problemi “yön”. Şef var. Ürün var. Kültür var. Ama bunları bir araya getiren vizyon eksik. İşte bu yüzden bu tip organizasyonlar önemli. Çünkü sadece yemek değil, fikir üretiyorlar.

VE
İki gün boyunca şunu bir kez daha gördüm: Bu ülke gastronomide dünyanın en güçlü ülkelerinden biri olabilir. Ama bunun için önce kendi değerine inanması gerekiyor. Fethiye’de küçük bir kıvılcım gördüm. Umarım büyür. Ve umarım bu vizyon, birkaç otelin değil, tüm ülkenin meselesi haline gelir.
