HABER: Gençağa KARAFAZLI
AK Parti’nin kuruluşunda Rize İl Başkanlığı görevini üstlenen ve eski Rize Milletvekili Hasan Karal, partisinin 25’inci kuruluş yıl dönümü dolayısıyla dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu. Karal, AK Parti’nin kuruluşundaki “Erdemliler Hareketi” anlayışından uzaklaştığını savunarak ekonomi, adalet, liyakat ve kadrolaşma üzerinden sert eleştiriler yöneltti.
Karal, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, AK Parti’nin kuruluş yıllarında verilen vaatlerle bugün gelinen noktayı karşılaştırırken, “çeyrek asrın sonunda” yeniden başlangıç noktasına dönülüp dönülmediğini sorguladı.
Karal’ın açıklamaları şöyle:
Ak Parti’nin 25. yılı demişken…
Benim de kurucu il başkanı olduğum Ak Parti, 14 Ağustos 2001’de ‘Erdemliler Hareketi” anlayışıyla yola çıktı.
İktidara gelirken milletimize büyük hedefler ve güçlü vaatler sundu.
Enflasyonu düşüreceğini, ekonomiyi güçlendireceğini, hak, hukuk ve adaleti tesis edeceğini söyledi.
Dili, dini, ırkı, mezhebi ne olursa olsun herkese eşit yaklaşacağını, Türkiye’yi çağdaş standartlara taşıyacağını, eğitimden sağlığa, sosyal politikalardan ekonomiye kadar birçok alanda reform yapacağını vaat etti.
Yıllarca bu hedefler doğrultusunda, ehliyet ve liyakat sahibi kadrolar sayesinde önemli adımlar da atıldı.
Millet umutlandı, Türkiye birçok alanda mesafe katetti.
Ya şimdi…
Bugün ne yazık ki o reformcu anlayıştan eser kalmadı.
Kuruluşta kadrolar oluşturulmasında kuyumcu hassasiyetiyle değerlendirmeler yapılırken, şimdi “çer – çöp farketmez, kabul edilir” aşamasına gelindi.
Başarının yereldeki ve merkezdeki aslanları, göz göre göre kedilere ve çakallara boğduruldu.
Garibanın alınterini kendi mendiliyle silenler yerine, halka tepeden bakan, vatandaşın telefonlarına dahi çıkmayan kibirli tipler tercih edildi.
Kuruluş felsefesine dahi inanmayıp yıllarca karşısında duran muhteremler, baş göz edilip “dava adamı” olarak tanıtıldı.
Kısaca yolda bulunanlar, yola çıkanlara tercih edildi.
Ve milletin yıllar önce umut bağladığı Türkiye’den fersah fersah uzaklaşıldı.
Enflasyon yeniden milletin en büyük yükü oldu.
Ekonomi, vatandaşın en büyük derdine dönüştü.
Adalete duyulan güven ciddi şekilde sarsıldı.
Yoksul daha da yoksullaştı, orta direk zayıfladı.
Gelir dağılımındaki adaletsizlik daha da derinleşti.
Vatandaşın devlete ve kurumlara duyduğu güven zedelendi.
Gençler gelecekten umudunu kesti.
Üreten değil rant kazandı.
Liyakat yerini sadakate bıraktı.
Ve sonunda bir büyük umut hareketi, körelmeye mahkum oldu.
Hal böyleyken insan sormadan edemiyor:
Çeyrek asrın sonunda yeniden başa döndüysek, bunca umut, bunca fedakarlık, bunca bedel ne içindi?
