Trabzon son on gündür, Ortahisar’ın Zeytinlik mevkiinde bulunan, geçmişte Vali Konağı olarak kullanılan ve bugün kentin sanat ve edebiyat çevrelerinin ortak hafızasına dönüşen tarihi Sanatevi binasının Valilik tarafından Trabzon Üniversitesi’ne tahsis edilmesini tartışıyor.
Mesele yalnızca bir bina tahsisi değil. Asıl mesele, bu kentte sanata, edebiyata ve bağımsız kültürel yaşama ne kadar alan bırakılacağıdır.
Bu yüzden yeniden Trabzon’un sanat ve edebiyat hafızasına dair yazılara, eski dergilere, tiyatro topluluklarının tarihine, kültür kurumlarına, bu kentten çıkmış şairlere, yazarlara ve ressamlara baktım. Ve şu sorunun peşine düştüm:
Neden Trabzon büyürken sanatın kamusal alanı küçülüyor?
Çünkü birbiri ardına alınan kararlara bakıldığında artık bunları birbirinden bağımsız gelişmeler olarak görmek zorlaşıyor.
Trabzon yüzyıllardır sanat, edebiyat ve tiyatro üreten bir kent. Oktay Rifat’ın, Yaşar Miraç’ın, Sunay Akın’ın, Orhan Peker’in şehri.
Kıyı dergisi 1961’den beri bütün güçlüklere rağmen yayımlanıyor. Bugün BKS gibi edebiyat dergileri yalnızca kendi emeğiyle ayakta durmaya çalışıyor.
Devlet Tiyatrosu’nun yanında çok sayıda özel ve amatör tiyatro topluluğu üretmeye devam ediyor.
Yani mesele Trabzon’da sanatçı olmaması değil.
Sanatçı var, tiyatrocu var, yazar var, ressam var, seyirci var. Azalan şey, bütün bunların yaşayabileceği kamusal mekân.
Bunun en açık örneği tiyatro alanında yaşandı.
Yıllarca amatör ve özel tiyatro topluluklarının kullandığı Hüseyin Kazaz Kültür Merkezi, tiyatrocuların düzenli kullanımından çıkarıldı.
Kentte çok sayıda tiyatro topluluğu üretmeye çalışırken, bu toplulukların sürekli kullanabileceği bir sahne kalmadı. Bazıları oyunlarını nikâh salonlarında sahnelemek zorunda kaldı.Bu bile tek başına düşündürücü.
Nüfusu büyüyen, turizm yatırımları artan, otelleri çoğalan bir kentte yıllardır tiyatronun, sinemanın, resim ve fotoğraf sergilerinin, edebiyat buluşmalarının birlikte yapılabileceği çağdaş ve sürekli kullanılabilir bir kültür-sanat merkezi yaratılamadı.
Ardından Haluk Ongan Sahnesi’nin bulunduğu mevcut yapının yıkılarak yerine yeni bir kültür merkezi yapılacağı açıklandı.
Elbette Trabzon’un yeni ve çağdaş bir kültür merkezine ihtiyacı var.Ama bugünün sahnesini ortadan kaldırıp sanatçıya geleceğin projesini göstermek kültür politikası değildir.
Şimdi sıra Trabzon Sanatevi’ne geldi.
Yaklaşık yirmi yıldır bu kentin ressamlarının, şairlerinin, yazarlarının, tiyatrocularının, müzisyenlerinin ve sanatseverlerinin ortak mekânı olan tarihi binanın bir ay içerisinde boşaltılması isteniyor. Gerekçe Trabzon Üniversitesi’nin bina ihtiyacı.
Üniversitenin bina ihtiyacı olabilir.Ama soruyu sormak da bizim hakkımızdır: Koca bir üniversitenin yer ihtiyacını karşılayacak başka bir bina gerçekten yok mudur da sıra Trabzon’un yaşayan sanat merkezine gelmiştir?
Üstelik kentte kamuya ait pek çok taşınmazın çeşitli vakıf ve derneklerin kullanımına verildiğini biliyoruz.pek çoğuda birilerine ticari işletme olarak düzenlensin diye verildi.
Onlara dokunulmazken, sanatçıların ortak kullanımındaki mütevazı bir yapının birdenbire “ihtiyaç” haline gelmesi ister istemez başka bir soruyu doğuruyor:
Mesele gerçekten bina mıdır, yoksa sanatın kamusal alandaki varlığı mıdır? Çünkü sanat mekânı sıradan bir taşınmaz değildir.
Kamusal sanat alanları, parası olmayan insanların kültüre ulaşabildiği yerlerdir. Öğrencinin ücretsiz bir sergi gezebildiği, emekçinin çocuğunun tiyatroyla tanışabildiği, insanların kitap, müzik, resim ve düşünce etrafında bir araya gelebildiği alanlardır.
Bu nedenle mesele yalnızca kültürel değildir.
Sınıfsaldır. Kültür kamusal olmaktan çıktığında sanat ortadan kalkmaz; sınıfsallaşır.
Parası olan yine tiyatroya gider, özel kursa gider, pahalı etkinliklere katılır. Kamusal sanat mekânlarını ortadan kaldırdığınızda sanattan asıl uzaklaştırdığınız kesimler emekçiler, gençler ve yoksullardır.
Kültüre ulaşmak bir hak olmaktan çıkar, satın alınabilen bir ayrıcalığa dönüşür.İşin siyasal yanı da tam burada başlar.
Kentler yalnız yollarla, meydanlarla, otellerle ve AVM’lerle yönetilmez. Kimin bir araya gelebileceği, kimin söz söyleyebileceği, hangi kültürün görünür olacağı, hangi sesin kentin merkezinde yer bulacağı da bir siyasal tercihtir.
Sanatın iktidarlar açısından eski bir kusuru vardır: Soru sorar.Tiyatro kralın çıplak olduğunu söyler. Şiir unutturulmak isteneni hatırlatır. Roman üzeri örtülen hayatları görünür kılar. Bir resim bazen yüz nutuktan daha fazla şey anlatır.
Bu yüzden sanat alanlarının daralmasını yalnızca “mekân sorunu” diye geçiştiremeyiz.
Hüseyin Kazaz’ı tiyatrocuların kullanımından çıkarırsanız, tiyatro topluluklarını sahnesiz bırakırsanız, yıllarca çok amaçlı çağdaş bir kültür merkezi oluşturmazsanız, mevcut sahnenin geleceğini belirsiz hale getirir ve ardından Sanatevi’ni de başka bir kuruma tahsis etmeye kalkarsanız, ortaya artık tek tek idari kararların toplamından daha büyük bir tablo çıkar.
Kent büyürken sanatın alanı küçülüyor.Asıl tartışılması gereken budur.Trabzon yalnız futbolun ve turizmin kenti değildir.Bu kent şiirin, tiyatronun, edebiyatın, resmin, müziğin ve itirazın da kentidir.
Kıyı hâlâ çıkıyorsa, BKS bütün ekonomik güçlüklere rağmen yeni sayılar yayımlıyorsa, tiyatrocular sahnesiz kaldıkları halde perde açmakta ısrar ediyorsa, ortada sanatçının ilgisizliği ya da üretimsizliği yoktur.
Ortada sanat üretme iradesi vardır.Eksik olan, bu iradeye alan açacak kamusal kültür politikasıdır.
O halde yapılması gereken bellidir.Trabzon Üniversitesi’nin bina ihtiyacını başka bir yapıyla çözün.Kente yeni kültür merkezleri kazandırın.
Tiyatro topluluklarına gerçek sahneler açın.Sanatın alanını büyütün.
Ama bunu var olan kültür kurumlarını ortadan kaldırarak yapmayın.Ve Trabzon Sanatevi’ne dokunmayın.
Çünkü Trabzon’un merkezinde turizme, ticarete, bürokrasiye, betona yer bulunuyor da sanatçıya yer bulunamıyorsa, artık mesele metrekare değildir.
Mesele tercihtir. Ve bugün yapılması gereken tercih, bu kentin hafızasından, sanatından ve kamusal kültüründen yana olmalıdır.
Biz bundan yana olmaya devam edeceğiz.
