Yaşam alanları ve doğa mücadelesiyle tanınan hukukçu Av. Yakup Okumuşoğlu’nun aktardığı bir olay, ilk anda şaşkınlık yaratan, ardından ise insanı derin bir sorgulamaya sürükleyen türden. Doğayla iç içe bir ortamda, kuş gözlemi gibi son derece masum bir etkinlik sırasında yaşananlar, “bu kadar da olmaz” dedirtecek bir tablo ortaya koyuyor. Sulak alanlar ve kuş cennetleri etrafında şekillenen bu hikâye, beklenmedik bir şekilde bambaşka bir yöne evrilerek kamuoyunda tartışma yaratacak bir süreci gözler önüne seriyor. İşte Okumuşoğlu’nun tartışma yaratacak o paylaşımı:
Öyle haberler düşüyor ki insan oturup düşünmeden edemiyor. Hem gülünç hem de trajik. Duyanlarınız olmuştur; Ankara’da insanın önce “yok artık” deyip güldüğü, sonra da gülüşünün boğazında kaldığı tuhaf bir olay yaşandı.
TEMA gönüllüleri gözaltına alındı.
Evet, TEMA.
Hani çocuklara toprağı anlatan, fidan diken, erozyonla mücadele eden, kuşu, böceği, merayı, suyu, ormanı dert edinen TEMA.
Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı.
Gerçi belki de sorun tam buradadır.
Belki “TEMA” kısaltmasında bir sübliminal mesaj aranmıştır.
Belki “T” harfi fazla dik duruyordur.
Belki “E” harfinde örgütsel bir eğilim görülmüştür.
Belki “M” harfi toplu hareketi çağrıştırmıştır.
Belki “A” harfi de ağacı değil, bambaşka bir şeyi anlatıyordur.
Kim bilir?
Bu kadar derin güvenlik okuması yapılıyorsa, insan TEMA’nın açılımındaki her kelimenin de ayrıca şüpheli bulunmuş olabileceğini düşünüyor.
“Türkiye” zaten büyük mesele.
“Erozyon” denince zemin kayıyor.
“Mücadele” kelimesi başlı başına alarm.
“Ağaçlandırma” örgütlü ve planlı bir faaliyet.
“Doğal Varlıklar” ifadesi kim bilir ne çağrıştırır.
“Koruma” ise zaten güvenlik terminolojisi.
Geriye sadece “Vakıf” kalıyor; o da herhalde hukuki paravan!
Şaka gibi.
Ama değil.
Olayın özü şu:
TEMA gönüllüleri 3 Haziran’da Nallıhan Kuş Cenneti’ne gidiyor. Kuş gözlemi yapıyorlar. Sulak alanı, endemik türleri, doğayı inceliyorlar. Dönüşte bölgede zaten az bulunan bir benzinlikte ihtiyaç molası veriyorlar. Aynı civarda maden işçileri var. İşçiler eylemde. Gönüllüler de doğal olarak onları görüyor, belki birkaç söz ediyor, sonra yola devam ediyor.
Sonra yolda jandarma çeviriyor.
Kimlik kontrolü yapılıyor.
Bir daha çevriliyorlar.
Yine kimlik kontrolü.
Bir daha…
Yani devlet, bu insanların kim olduğunu o gün zaten öğrenmiş.
Ama belli ki mesele sadece kimlik tespitiyle de bitmemiş.
Sonrasında anlaşılan bir de saha çalışması yapılmış. Kim nerede oturuyor, verilen adreste gerçekten bulunuyor mu, sabah gidildiğinde evde yakalanabilir mi, bakılmış, edilmiş. Yaşlı başlı insanlar didiklenmiş. 39’u kadın, çoğu ileri yaşta, aralarında emekli öğretmenlerin bulunduğu bir grup insanın peşine düşülmüş.
Yani ortada anlık bir yanlış anlama da yok.
Bir kolluk görevlisinin yol kenarında “kim bunlar?” diye tereddüt etmesi de değil mesele.
Üzerinde çalışılmış bir liste var.
Adresi kontrol edilmiş insanlar var.
Sabahın köründe yapılmış operasyon var.
Fakat bütün bu hazırlık içinde bir Allah’ın kulu da çıkıp dememiş ki:
“Yahu bu ülkede TEMA diye bir vakıf var. Kamu yararına çalışan, yıllardır toprağı, suyu, ormanı, ağacı anlatan bir vakıf. Bunlar gerçekten de o TEMA’dan olmasın?”
Bir kişi de mi düşünmemiş:
“Bir yaşlı amca vardı ya, hani kırmızı kazaklı, ak sakallı olan… Acaba onun TEMA’sı olmasın bunlar?
Bir kişi de mi sormamış:
“Arkadaşlar, biz burada neyi araştırıyoruz? Bir örgüt faaliyeti mi, yoksa Nallıhan Kuş Cenneti’nden dönen doğa gönüllülerini mi?”
İşte asıl tökezleme burada.
Devletin elinde kimlik bilgisi var.
Yol kontrolü var.
Adrese dayalı çalışma var.
Saha gözlemi var.
Kolluk var.
Savcılık var.
Soruşturma yetkisi var.
Ama bütün bu imkânların sonunda ulaşılan yer, kuş gözleminden dönen TEMA gönüllülerini sabah operasyonuyla gözaltına almaksa; burada yurttaşın değil, kamu aklının ifadeye çağrılması gerekir.
Çünkü sorun bilgi eksikliği değil artık.
Sorun, eldeki bilgiden makul ve insani bir sonuç çıkaramama sorunudur.
Sonra da bu insanlar evlerinden alınarak gözaltına alınıyor.
Sorgularda TKP/ML soruları soruluyor.
Bir tarafta kuş gözlem defteri.
Bir tarafta örgüt dosyası.
Bir tarafta Nallıhan Kuş Cenneti.
Bir tarafta sabah operasyonu.
Bir tarafta TEMA.
Bir tarafta TKP/ML.
Bu kadar harf, bu kadar kısaltma, bu kadar çağrışım arasında soruşturma yürütülüyorsa, Allah alfabenin sonunu hayretsin.
Evet işin gülünç tarafı burada bitiyor!
Ama ciddiyetle ele alınması lazım asıl soru şu:
Bu kafalara güvenlik nasıl emanet edilir?
Bu kadar dünyadan habersiz, bu kadar hayatın olağan akışından kopuk, bu kadar muhakeme yoksunu bir güvenlik okuması ile hepimiz gerçekten güvende miyiz?
Yoksa tam tersine, böyle bir aklın elinde hiçbirimiz güvende değil miyiz?
Bugün kuş gözlemine giden TEMA gönüllüsü “örgüt” diye alınabiliyorsa, yarın arı sayımı yapan köylüden ne çıkarılır?
Peteklerin hücre yapısından gizli teşkilat şeması mı?
Fidan diken öğrenciden ne çıkarılır?
Toprağa gömülen fidandan yeraltı yapılanması mı?
Dere kenarında yürüyen emekliden ne çıkarılır?
Akarsuyun ilerleyen şüpheli güzergâhı mı?
Kuş dürbünüyle sazlığa bakan emekli öğretmenden ne çıkarılır?
Keşif faaliyeti mi?
Termosunda çay taşıyan teyzeden ne çıkarılır?
Örgüte sıcak içecek temini mi?
Nallıhan’da flamingo arayan doğa gönüllüsünden ne çıkarılır?
Kanatlı yapılanma mı?
Bahçesine lavanta eken kadından ne çıkarılır?
Koku yoluyla haberleşme ağı mı?
Kısacası, böyle bir bakış açısıyla bakarsanız bu ülkede masumiyet kalmaz.
Çünkü mesele artık yurttaşın ne yaptığı değildir.
Mesele, kamu gücünü kullanan aklın ne görmek istediğidir.
Ve o akıl kuş gözleminden örgüt dosyası çıkarabiliyorsa, hepimiz kendi hayatımızın en sıradan anında bile bir dosyanın “şüpheli çağrışımı” haline gelebiliriz.
Hukuk devleti dediğimiz şey, yurttaşın “ben masumum” diye sabahın köründe kendini ispatlamak zorunda kalmadığı devlettir.
Hukuk devleti, kuşkuyu araştırır.
Ama kuşkudan masal yazmaz.
Hukuk devleti, güvenlik tedbiri alır.
Ama tedbiri paranoyaya çevirmez.
Hukuk devleti, elindeki gücü kullanmadan önce düşünür.
Çünkü kamu gücü oyuncak değildir.
Sabah operasyonu, gözaltı, ifade, adliye sevki; bunlar bir yurttaşın hayatında büyük izler bırakan ağır işlemlerdir.
Hele söz konusu olan çoğu kadın, bir kısmı 60-70-80 yaşlarında, aralarında emekli öğretmenlerin de bulunduğu doğa gönüllüleriyse, insan iki kere değil, on kere düşünür.
Ben… hadi ismini vermeyeyim. Tema Ankara İl Temsilcisini, ÇAYKUR’daki görevlerinden beri belki 30 yıldır bilirim. Karadeniz’de doğa mücadelelerine, çevre hakkı mücadelesine, yaşam alanlarının korunmasına yıllardır destek vermiş şahane bir insandır. Ağzından tek bir kötü söz çıkmamış, çıkmayacak, naiflikte birinciliği kimseye kaptırmayacak bir insanı böyle bir dosyanın içine koymak, sadece ona değil, bu ülkenin devlet ciddiyetine de haksızlıktır.
Çünkü devlet ciddiyeti, sadece yetki kullanmak değildir.
Devlet ciddiyeti, ayırt edebilmektir.
Suçlu ile yurttaşı ayırabilmektir.
Şüphe ile delili ayırabilmektir.
Güvenlik ile ölçüsüzlüğü ayırabilmektir.
Kuş gözlemcisiyle örgüt mensubunu ayıramayan bir akıl, güvenlik üretmez; güvensizlik üretir.
NATO Zirvesi olur, tedbir alınır.
Bunu anlarız.
Ama güvenlik tedbiri almak, şehirde hareket eden her yaşlı teyzeyi, her doğa gönüllüsünü, her fidan dikeni, her kuş gözleyeni potansiyel tehdit gibi görmek değildir.
İşte asıl güvenlik sorunu budur.
Yurttaşın değil, yurttaşı okuyamayan kamu aklının güvenlik sorunu.
Çünkü böyle olaylar sadece gözaltına alınan insanları incitmez.
Hepimizin içindeki güven duygusunu örseler.
İnsana şu soruyu sordurur:
“Ben bu ülkede tamamen meşru, sıradan, temiz bir iş yapsam bile bir sabah evimden alınabilir miyim?”
Bu soru bir ülkede yayılıyorsa, orada güvenlik artmış olmaz.
Orada hukuk güvenliği azalmış olur.
Bu olayın gülünç tarafı var, evet.
TEMA’dan TKP/ML çıkarmaya çalışan bir bürokratik hayal gücü gerçekten mizah dergilerine kapak olur.
Ama mesele sadece gülünç değil.
Trajik olan da tam burada başlıyor.
Çünkü bu ülkede hukuk bazen büyük kararlarla değil, küçük akıl tutulmalarıyla zedeleniyor.
Bir kuş gözlemi gezisi.
Bir benzinlik molası.
Bir kimlik kontrolü.
Bir sabah operasyonu.
Ve sonra hepimizin zihninde aynı soru:
Bu kadar güç, bu kadar yetki, bu kadar imkân; gerçekten bu kadar az muhakemeyle mi kullanılıyor?
Umarım bu yanlışlık en kısa sürede düzeltilir.
Umarım gözaltındaki TEMA gönüllüleri serbest bırakılır.
Ve umarım birileri bu dosyanın başına dönüp dürüstçe şu soruyu sorar:
“Biz burada gerçekten ne yaptık?”
Çünkü TEMA kısaltmasından sübliminal mesaj, kuş cennetinden örgüt dosyası, benzinlik molasından operasyon gerekçesi çıkaran bir akıl; bu ülkenin güvenliğini sağlamaz.
Sadece devleti, kendi yurttaşının gözünde hem gülünç hem de ürkütücü bir hale düşürür
