Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Fakir Yilmaz
Fakir Yilmaz

Ardahan’ı uzakta dolaşmak, Denizsiz 1 Mayıs’ı kutlamak..

Dün 6 milyon oy almış olan belediye başkanının, deniziyle değil, hapishanesiyle hafızalara kazınan Silivri’de olan İstanbul’un trafiğinde eve gitmeye hazırlanırken nedense Demirtaşlar gibi memleketinden bir hayli uzakta olan arabamla baş başayken bir hayli özlediğim memleketim, Ardahan’ı dolaştık.

Önce, ‘Nasılsa kamulaştırma yapan, kat ve inşaat izni veren babam..’ dercesine oğlunun adalet arayan Avukatlık mesleğini bırakıp, müteahhitliğe başladığı AK Partili Belediye Başkanının olduğu Hanak’a gitmek istiyor, sonra savcılık olduğu ileri sürülen ve depreme dayanıklı olmadığı ortaya çıkan ‘valilikte ki kamu binalarının taşınması gereken en güzel yer’ denen yere, yapıldığından bugüne kadar doğru dürüst işletilemeyen ve Göle AK Parti İlçe Başkanının belediyenin binasına ve eski, yeni balkanların olan ve resmi evraklarda zimmet olarak kayıt edilen makam masası ile koltuklarına olduğu gibi bir kişinin de buraya çöktüğü iddia edilen Ardahan AVM’ye uğruyorduk.

Ve benim gibi bir hayli yorgun olan arabamla birlikte uğradığım ve kapısında durup, izlediğim o bir türlü dolmayan, boş kalan Ardahan AVM’de, Avukat oğlu müteahhitliğe soyunan Hanak’ın AK Partili Belediye başkanının da burada 4 tane dairesinin olduğunu öğreniyor, olmasına rağmen yıllardır bir çivi çakılmayan, ama yenisi yapılacağı söylenen Organize Sanayi Sitesine doğru gidiyorum.

Bu kez sanayi müdürünün kentte ki onca müdür gibi kim olduğu çokta bilinmeyen müdürlüğün bünyesinde ki Ardahan Organize Sanayinin üzerinde olduğu ve ‘eski Hanak yolu’ denen yoldan önce özlediğim çeşmesinde soğuk ama ama tatlı suyunu içtiğim Dikkan’a sonra Hanak’a gitmeye karar veriyorum..

Ve 6 Mayıs’ta bir kez daha saygıyla andığımız ve bu yıl “Bağımsızlık, Demokrasi ve Sosyalizm” vurgusuyla anılacak olan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı hatırlatan deniz dalgalarından daha beter olan şehir içi yollardan geçip, Şavşat çevre yolu üzerinden, dibi çöp batağı olan Yıldız Dağ’ına doğru yol alıyorum..

Bir, iki bina dışında iş sahasına can verecek olan devlet veya özel sektörün yatırımının yok denecek kadar az olduğu Ardahan’da, Hanaklı Taner Badem adlı dostum, iş insanının ayakta tutmaya çalıştığı Ardahan Tekstil gibi özel sektörün kendi imkânları ile yaptığı inşaatları geçerken, hemen hepsinin etrafının korumasız, önlemsiz ve en önemlisi hiç bir inşaatın önünde ruhsatı alınmış, izin verilmiş tabelası görünmüyordu.

Ve kent içleri gibi mahalle aralarının da dar sokaklı yollara ağır tonajlı kamyonların gelişi güzel kum döktüğünü, inşaat demirlerinin bir türlü yapılmayan bozuk ve de çukurlardan kaçmak için zig zag yaptığımız yolların ortasına kadar gelmiş halde olduğundan basıp, lastiğimi patlatmamaya çalışıyordum.

Çünkü, yarım yamalak, plan ve projesi en önemlisi şehir imarıyla alakası olamayan inşaatları geçerken girdiğimiz daha yeni el değiştirmiş olan petrol istasyonunda Hürmüz boğazında sıkışıp, akaryakıt istasyonlarının pompalarında patlayan fiyatla akaryakıt alıp, bir hayli kabarık fatura ile siftah yaparken matbaadan gelen bir telefonla Hanak’a gitmekten vazgeçip, geri döndüğümüz kent merkezinde, Kongre caddesinin, İstanbul Eminönü’nü aratmayan trafik manzaraları ile adeta kapanan ana caddelerden zor bela geçip, bu kez Şavşat yoluna doğru bir tur atıyorum..

Beşikkaya HES Barajı ile yatağı değiştirilip, Karadeniz’e akıtılmak istenen Kura Nehrinin dağ ve ovalarda eriyen karlarla birlikte yeniden dolduğunu ve havaalanı yapılacak denen Ardahan Ovasının ortasında muhteşem bir deniz manzarası oluşturulduğunu görürken, etrafının da bizzat devletin olan ama bütçelerinin ya lüks otellerde yapılan bol toplantılara, gezilere veya siyasi iktidara yakınlara aktarıldığı ileri sürülen SODES, SERKA, TKDK, DAP gibi projelerle süslü ilanlar dikkatimi çekiyordu.

Bu ilan ve başvuranın önüne onca bürokratik engellerin getirildiği duyuruların yanı sıra geçtiğimiz aylarda helikopter ile Ardahan’a gelen ve ‘Bitti, bitecek’ denen ama hâlâ açılmayan Kalp Anjiyo merkezini hizmete sokmadan aynı helikopterle Ankara’ya dönen sağlık bakanının yanı sıra hastaları taşıyan Ambulans helikopterlerin inemediği helikopter sahasının altında bulunan araç parkına GES yapılacağı söylenen Ardahan Hastanesinin İl Sağlık Müdür ile arası olmayan başhekimin baş yönetici olarak gideceği söylenen Kars’ta açılan ilk Özel Hastane ile ilgili duyurulu reklamları ile doldurulduğunu da görüyorduk.

Ağbun ve soba külleri ile dolan köylerde ki dereler gibi bir kış boyu çöplerle doldurulan Kura Nehrinin HES’lerle yok edilmek istenmesine karşı doğanın direnişine de şahit oluyorduk.

Ve bu direniş beklenmedik bir anda genç yaşta bizden ayrılıp, kendisinin yaşında olan Denizlerin yanına giden kardeşim, Denizimin adı verilen deniz olup, Ardahan ovasında dalganırken kentimin simgesi olan bu nehrin hemen yanı başındaki sonradan dolma alana, eski garaj yerine yapılan, yaptırılan binalar gibi yap/sat denen Apartlarla dolduğunu da görüyorduk..

Ve bölgenin kalkınmasında rol oynadıkları iddia edilen ama Dikkan’da ki gibi bir çeşmelerine rastlamadığımız bol bütçeli SODES, SERKA, TKDK, DAP adlı kurumların devasa bütçeli paralarını suya atarcasına bugüne kadar yaptırılan projelerini merak edip, yakında baktığımızda Apart denen bunların da diğer inşaatlar gibi gelişi güzel ve kontrolsüz yapıldığını görüp, ‘Ne olacak bu memleketin hali?’ diye kendi kendimize sorular sorup, durduk..

Ve bir zamanlar var olan ama Ardahan-Et olup, ahıra çevrilen Kars-Et gibi batan Ardahan Süt Toplama Merkezinin olduğu arsanın patates tarlası olduğunu ve yanında ki Arıcılığa da gözüm takılınca hiç arıcılık yapmadığını bizzat bana söyleyen ve kendisi gibi arıcılıkla uğraşanların çokta olmadığını bildiğim ve ne eğitimin, ne üretimin olduğu çokta görülmeyen, haber olmayan ama adı Ardahan Kafkas Arısı Üretim, Eğitim ve Gen Merkezi olan kurumunun çok başarılı (!) müdürünün köyü, Alagöz dağına da GES yapılacağının haberini alıyorduk..

Ve; ‘Bu nasıl iş?’ diyerek günü bitirip, kent merkezine döndüğümüzde ise daha yeni bir kadını Ardahan’a İl Başkanı olarak atayan MHP’nin Genel Başkanı Bahçeli’nin, Öcalan’ın, ‘Barış süreci koordinatörlüğü’ ne getirilmesi gerektiğini bağırdığı grup konuşmasında bana değil, sanki sürece çokta sarılmamasıyla ve bir türlü karar verilmeyen Butlan’ı elinde koz tutmasıyla eleştirilen iktidara çıkışıyordu..

MHP Liderinin yıllarıdır destek verdiği iktidara, ‘Bu iş benim değil, ülkenin geleceğinin işi’ diyerek bir hayli kızdığını anlayıp, görürken, yerine atanan kayyumla maçta merhabalaşan Ahmetlerin hala görevlerine dönmediğini de hatırlıyor, geçtiğimiz günlerde tüm yurtta olduğu gibi Ardahan’da da kutlanan 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramının bir kez daha ‘olaysız geçmesinin altında ne yatıyor sizce?’ diye bu kez bu yazıyı okuyanlara soruyordum..

Ve bu yaşanan güzel durumun, 1 Mayıs’ı bayram ve tatil günü ilan eden 23 yıllık hükümetin iyi niyeti mi, yoksa yeni bakanın başına getirildiği polisin güzelliği mi, yada “Türkiye’nin tam üye olarak yer almadığı bir Avrupa Birliği’nin küresel bir aktör olmayacağı artık anlaşılmalıdır” denildiği ama onun istediklerini yani AB Kriterlilerinde geri kalınan bir ülkede yasaksız, baskısız yaşanmak istenen en güzel ortam sağlandığı için mi?

Evet, yıllardır anlamsız inatlara kurban edilen, onca özgürlüğün önüne konulan engellerle toplumun gerilmesine, bir tülü sonuçlanmayan ‘Mutlak Butlan’ davası ve tartışmaları ile zaten çokça bölünen ve Posof’ta ki kum ocağını Damal’da ki partilisine, CHP Damal İlçe Başkanına ihale eden Bankacı Belediye Başkanının, cami yaptırma ve yaşatma derneği ile iş birliği içine girip, mescit yapmaya hazırlandığı CHP gibi halkların Amedspor’un başarısında ki gibi ikiye ayrılmasına neden olanların biraz olsun utanması gereken geride kalan son 1 Mayıs’ı izlerken yasakların, baskıcı yöntemlerin acıdan başka neye yaradığını da düşünmedim değil.

‘Kanlı 1 Mayıs’ denen 77 yılında ki gibi insanların üzerine rast gele kurşun yağdıranların, insanların dillerine, dinlerine, giyim, kuşamlarına karışmak isteyip, İBB davasında hakim-savcı kapısını kullandığı iddia edilen gazeteci denilen Ferhat Murat’ın neden niye verildiği anlaşılmayan polis korumasına emri sebebiyle Silivri’de yarattığı gerginliğe şahit olup, gazeteci değil, Çomar denen sözde gazeteci, ne tehdit alıyorsa mevcut iktidar partisinin tüm teşkilatlarında olduğu gibi polis korumalı olduğu ortaya çıkan bu tip gibi tek tip bir toplum yaratma sevdasının bu ülkeye kan, acı vermekten başka neye yaramıştır?

Bilmem ama ellerinde bulundurdukları iktidar gücü ile toplumların üzerine kurulmak istenen baskının karşı direnci getirdiğini ve bu direncin er, geç zaferle sonuçlanacağını düşünmeyenlerin geride kalan 1 Mayıs’ı neden yıllarca yasakladıklarını acaba hiç düşündüler mi? Ve bunu yaparlarken ne kazanıp, neyi kayıp ettiklerini ve en önemlisi toplum üzerindeki tramvayın bu ülkeyi nereye getirdiğini hiç düşündüler mi?

Hayır aksine ‘Baskılar bizi yıldıramaz’ sloganları karşısında yine diş bilediler, yine kızdılar.. Çünkü o sloganların onların yenilgisi olduğunu bir kez daha anlayıp, bu kez onlar acı çektiler.. Çünkü halk karşısında yenilmişti, faşist güçler .. Ezilmiştiler, faşist kafalı, baskıcı güçler ..

Teslim olmuştu insanları öldürmekle bitirmeyi düşünen katiller ..

İşe bundan dolayı değil mi, hep bir ağızdan, ‘Biz, hep o yok etmeye çalıştığımız biz denizlerin dalgasıyız, yaşasın 1 Mayıs..’ dediğimiz.

Evet.. Bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..

Yazar, Ardahan çevresinde yaptığı bir yolculuk üzerinden kentin ihmal edilmişliğini, yerel yönetimdeki usulsüzlük iddialarını ve durma noktasına gelen ekonomik yatırımları eleştirel bir dille aktarmaktadır. Metinde, bölgedeki kontrolsüz yapılaşma ve çevre kirliliği gibi sorunlar, Türkiye’nin genel siyasi atmosferi ve demokrasi arayışıyla harmanlanarak sunulmaktadır. Özellikle baraj projelerinin doğaya etkileri ile devlet destekli kurumların verimsizliği vurgulanırken, geçmişin toplumsal mücadelelerine ve 1 Mayıs ruhuna atıfta bulunulmaktadır. Yerel figürler ve siyasi aktörler üzerinden yapılan gözlemler, memleket hasreti ile toplumsal adaletsizliklere duyulan tepkiyi bir araya getirmektedir. Nihayetinde bu anlatı, baskıcı politikalara karşı halkın direncinin ve özgürlük arzusunun altını çizen bir toplumsal portre niteliği taşımaktadır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Rize Haber Yemek Tarifleri