İstanbul’da görev yapan ve aslen Aybastılı olan Avukat Ahmet Rüştü AYDIN, Perşembe Yaylası’na ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.
“Perşembe Yaylası’na Dair: Hukuk, İrade ve Sınır Meselesi,Ben bu meseleyi uzaktan izleyen biri değilim.
Çocukluğumun bir kısmı o yaylada geçti.
Babam orada doğmuş.
Dedemle babaannem orada evlenmiş.
Yani benim için Perşembe Yaylası bir yer değil, bir geçmiş, bir aidiyet.
Şimdi o yere dair kararlar alınıyor.
Siyanürle altın aranıyor.
Siyanürlü altın aramanın doğaya etkisi artık tartışma konusu değildir.
Ve tüm bunlar, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen sahadaki faaliyetlerin devam ettiğine ilişkin ciddi tartışmalar eşliğinde ilerliyor.
Şu kısmı açık:
Mahkeme “dur” dediyse, idare durur.
Bu bir tercih değil;
hukuk devletinin en temel gereğidir.
Ama bugün tartıştığımız şey kararın varlığı değil,
uygulanıp uygulanmadığıdır.
Ben de bu süreçte, yürütmeyi durdurma kararına rağmen sürdürülen faaliyetlerin hukuka aykırılığını hatırlatmak için duyarlı yurttaşlarla birlikte alana gidenlerden biriydim.
Bu nedenle hakkımda bir soruşturma başlatıldı.
Bunu bir mağduriyet anlatısı olarak söylemiyorum.
Sadece şu gerçeği not ediyorum:
Bu ülkede bazen hukuku hatırlatmak bile rahatsız edici bulunabiliyor.
Bu da meselenin artık yalnızca çevreyle ilgili olmadığını gösteriyor.
Çünkü mesele “maden olsun mu olmasın mı” değil.
O aşama geçildi.
Mesele şudur:
Bilirkişi raporları gerçekten bilimsel ve tarafsız olacak mı?
Ve daha önemlisi:
Mahkeme kararları uygulanacak mı, uygulanmayacak mı?
Çünkü hukuk, yazılan değil;
uygulanan şeydir.
Uygulanmayan karar, karar değildir.
Bu ülkede bu ilk defa yaşanmıyor.
Bergama’da da aynı tablo ortaya çıktı.
Yargı kararlarına rağmen faaliyetler sürdürüldü ve süreç Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşındı.
Sonuç: ihlal.
Yani mesele yeni değil.
Ama hâlâ ciddiye alınmıyor.
Dünyada ise tablo farklı.
Birçok ülkede siyanürlü altın madenciliği ya yasaklandı ya da fiilen uygulanamaz hale geldi.
Çünkü mesele sadece ekonomi değil;
yaşamın kendisi.
Türkiye’de ise yıllardır kanun teklifleri veriliyor.
Siyanür yasaklansın deniyor.
Ama ne oluyor?
Komisyonda kalıyor.
Yani:
Sorun biliniyor.
Risk biliniyor.
Ama çözüm üretilmiyor.
Ve sahada faaliyetler devam ediyor.
Buna ne diyeceğiz?
Yatırım mı?
Kalkınma mı?
Açık konuşalım:
Sahada iş ilerliyor, hukuk ise henüz etkisini gösteremiyor.
Böyle bir zeminde yapılanı “kalkınma” olarak adlandırmak mümkün değildir.
Bu tablo, yargı denetiminin etkisizleştiğini ve hukuki sınırların esnetildiğini gösteriyor.
Bunun sonucu ise bellidir:
toplumsal güvenin aşınması.
Oysa hukuk, sadece uyuşmazlık çözmez.
Toplumun devlete duyduğu güveni de ayakta tutar.
Bu güven zedelendiğinde mesele bir yayla olmaktan çıkar.
Doğrudan hukuk düzeni tartışılır hale gelir.
Bu yüzden Perşembe Yaylası’nda verilen tepki kıymetlidir.
Oradaki insanlar sadece doğayı değil,
haklarını savunuyor.
Ve aslında hepimiz adına bir sınır çiziyorlar.
Çünkü bugün bir yerde mahkeme kararı uygulanmazsa,
yarın başka bir yerde başka bir hak da aynı şekilde yok sayılabilir.
Ben kendi adıma tabloyu net görüyorum:
Ya hukuk uygulanacak,
ya da herkes kendi yolunu çizecek.
Ortası yok.
Ve bir yerde hukuk yoksa,
oraya ne yaparsanız yapın,
adı kalkınma olmaz.
