Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

MURGUL’DA SİYANÜR TESİSİ KURULAMAZ: BİLİMİN, EMEĞİN VE HAFIZANIN DİRENİŞİ

MURGUL’DA SİYANÜR TESİSİ KURULAMAZ: BİLİMİN, EMEĞİN VE HAFIZANIN DİRENİŞİ rizeninsesi.com
MURGUL’DA SİYANÜR TESİSİ KURULAMAZ: BİLİMİN, EMEĞİN VE HAFIZANIN DİRENİŞİ
rizeninsesi.com
Siyanür, madencilikte cevherden altın, gümüş veya bakır ayrıştırmak için kullanılan son derece zehirli bir kimyasaldır. Renksiz ve acı badem kokulu bu madde, hem insanlar hem hayvanlar hem de suda yaşayan canlılar için ölümcül etkiye sahiptir. Suya karıştığında hidrojen siyanür gazı açığa çıkararak doğadaki tüm canlı dokulara zarar verir. Bilimsel raporlara göre siyanürün doğaya karıştığı alanlarda toprak onlarca yıl boyunca kendini yenileyemez, su kaynakları kirlenir, ekosistem yok olur. Bu nedenle siyanür madenciliği, “kontrollü risk” değil, bilimsel olarak ispatlanmış bir ekolojik tahribat yöntemidir.
Cengiz Holding’in Murgul’da kurmak istediği siyanürlü liç tesisi, bu gerçeği bilerek atılmış bir adımdır. Dünyadaki örnekler ortadadır: Romanya’daki Baia Mare, Arjantin’deki Veladero, Kırgızistan’daki Kumtor ve Afrika’daki Zambiya kazaları… Tüm bu felaketlerde binlerce canlı yok olmuş, nehirler ölmüş, topraklar verimsizleşmiştir. “Tüm önlemler alındı” denilen her siyanür tesisi sonunda bir çevre faciasına dönüşmüştür.
“Akarşen faciası, Cengiz Holding’in sorumsuzluğunun bir diğer kanıtıdır”
Murgul’da kurulmak istenen tesis de bu zincirin yeni halkası olma tehlikesini taşımaktadır. Üstelik ortada, “güvenli bir işletmecilik geçmişi” bile yoktur. Lebiskur barajından sızan kimyasallar yıllardır Maden köyü, Usta Mahallesi ve Kabaca Deresi’ne karışmaktadır. İlçeden geçen derede gözle görülür şekilde kimyasal bir tabaka oluşmakta, suyun rengi dahi değişmektedir. Bu, doğrudan yaşamın zehirlenmesidir. Mevcut atıklarını bile kontrol edemeyen bir şirketin, siyanür gibi ölümcül bir maddeyi güvenle yönetebileceğini söylemesi gerçeklikle bağdaşmamaktadır.
Akarşen faciası, Cengiz Holding’in sorumsuzluğunun bir diğer kanıtıdır. Şirket burada yeraltı madenciliği yapmış, fakat işi bitince tünelleri doldurmadan bölgeyi terk etmiştir. Zamanla tüneller suyla dolmuş, toprak basıncı artmış ve büyük bir heyelan meydana gelmiştir. Bu heyelan, Akarşen ile birlikte Kabaca ve Petek köylerini de etkilemiş, kapanan dere yatağında bir göl oluşmuştur. Bu gölün taşması hâlinde Murgul ilçe merkezi ve Kabaca köyü ciddi bir felaketle karşı karşıya kalacaktı. Heyelanda yalnızca toprak değil, köylülerin emekleri de yok olmuştur. Arıcılıkla geçimini sağlayan köylülerin arılar için kurduğu mekânlar, yaklaşık 100 arı peteğiyle birlikte tahrip olmuş; ayrıca kalmak ve dinlenmek için inşa ettikleri küçük baraka da tamamen yıkılmıştır. Tüm bu zararlara rağmen şirket sorumluluk almamış, mağduriyetleri gidermemiştir. Bu tablo, Cengiz Holding’in doğaya da insana da karşı vurdumduymaz tutumunun açık göstergesidir.
Son dönemde “siyanür gelirse maaşlar artacak” şeklinde yayılan söylentiler, Murgul halkının emeğini kandırmaya yönelik bilinçli bir manipülasyondur. Şirket yaklaşık 20 yıldır ilçede üretim yapmaktadır; bugüne kadar işçilerin maaşlarını iyileştirmemiş, sosyal haklarını geliştirmemiştir. Şimdi ise zehirli bir üretim yöntemini meşrulaştırmak için hayal satmaktadır. Oysa geçmişte, maaşlarını iyileştirmek için greve giden 35 işçi işten atılmış, haklarını aradıkları için cezalandırılmıştır. Tazminatlarını alabilmek için bile annelerinden emdikleri süt burunlarından gelmiştir. Bu geçmiş ortadayken, halk ve emekçiler bugün hangi söze güvenebilir?
“Bu İşçi Bu Halkın Katili Değil”
2014 yılında Cengiz Holding siyanürlü üretimi gündeme getirdiğinde, 840 işçi üretimi durdurarak halkın yanında yer almış ve “Bu İşçi Bu Halkın Katili Değil” diyerek tarihe geçen bir direniş göstermiştir. O gün verilen mücadele, Murgul Siyanüre Hayır Platformu’nun önderliğinde tüm Türkiye’ye örnek olmuş, şirket de “Murgul’da siyanürle üretim yapılmayacağına” dair yazılı taahhüt vermek zorunda kalmıştır. Ancak bugün aynı şirket, o imzayı hiçe sayarak yeniden siyanürlü üretimi gündeme getirmektedir.
Kendi sözünü tutmayan bir şirketin hangi vaadine inanabiliriz?
Murgul halkı geçmişte de madenciliğin tüm yönlerini yaşamıştır. Etibank ve Karadeniz Bakır İşletmeleri döneminde, devlet eliyle yürütülen madencilikte sosyal haklar, işçi refahı ve kamusal sorumluluk az çok korunuyordu. Lojman, servis, ücretsiz ekmek, sinema, ikramiye ve sosyal tesislerle işçiye insanca bir yaşam alanı sunulmuştu. Elbette o dönemde de çevresel zararlar yaşandı; SO₂ gazı nedeniyle birçok insan hastalandı, yaşamını yitirenler oldu. Ancak en azından zarar gören halkla yüzleşen, tazmin eden ve destek mekanizması oluşturan bir devlet anlayışı vardı.
Bugün ise bu tablo tamamen değişmiştir. Cengiz Holding’in yaklaşık 20 yıldır Murgul’da yürüttüğü faaliyetlerde halkın refahı gözle görülür biçimde azalmış, doğa sürekli zarar görmüştür. Şirketin bölgeye yaptığı en dikkat çekici şey, birkaç küçük sosyal etkinlik ve bir imam-hatip okulu inşası olmuştur. Bu tür jestler, bir toplumun refahını temsil etmez; aksine, çevreyi ve emeği hiçe sayan bir düzenin üzerini örten vitrin hamleleridir. Ne bir okul, ne bir bina, ne bir bağış, siyanürle üretimi haklı çıkaramaz. Hiçbir ekonomik ya da sosyal katkı, zehirli madenciliği meşrulaştıramaz.
Bugün Murgul Siyanüre Hayır Platformu’nun duruşu, geçmişin bu derslerinden beslenmektedir. Platform, 2014’te olduğu gibi bugün de halkın sesi, vicdanın adı ve bilimin yanında duran bir toplumsal direniş odağıdır. Bu hareket, sadece bir çevre tepkisi değil; vatan toprağını, suyu, emeği ve insan onurunu savunan bir yurttaş sorumluluğudur.
Murgul Siyanüre Hayır Platformu