Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Handüzü’nde Yarış Var, Koruma Yok: Yaylalar Görünürlük Adına Tüketiliyor…

Handüzü Yaylası’nda düzenlenen uluslararası kar motoru yarışları, Karadeniz’de HES, maden

Handüzü Yaylası’nda düzenlenen uluslararası kar motoru yarışları, Karadeniz’de HES, maden ve taş ocağı projeleriyle sistemli biçimde yok edilen dere ve yaylaları bir kez daha tartışmanın merkezine taşıdı. Organizasyonun teknik başarısı teslim edilirken, devletin yaylaları koruma konusundaki çelişkili politikaları ise eleştirilerin odağında yer aldı.

Eğitimci yazar Ceyhun Kalender, Handüzü Yaylası’nda yapılan yarışlar üzerinden kaleme aldığı yazısında, etkinliklerin tek başına sorun olmadığını ancak yaylaların “turizm ve görünürlük” gerekçesiyle adım adım tüketilmesine karşı uyarılarda bulundu.

Organizasyon Başarılı, Sorumluluk Nerede?

Kalender, yazısında öncelikle organizasyonun hakkını teslim ediyor. Kar motoru yarışlarının hazırlık sürecinin özenli yürütüldüğünü, detayların düşünüldüğünü belirten Kalender, etkinliğin “uluslararası” nitelik taşıması ve bakanlık düzeyinde sahiplenilmesinin disiplinli bir organizasyonu beraberinde getirdiğini ifade ediyor. Bu yönüyle emeği geçenlere hakkını teslim etmek gerektiğini vurguluyor.

Ancak Kalender’e göre asıl soru şu: Devlet, bir yarış organizasyonunu bu kadar titizlikle sahiplenirken, yaylaları koruma konusunda neden aynı iradeyi göstermiyor?

Yaylalar Kendiliğinden Var Olmadı

Kalender, Handüzü Yaylası’nın yalnızca bir etkinlik alanı olmadığının altını çiziyor. Yaylaların kendiliğinden oluşmadığını, bu alanların yüzyıllar boyunca emekle, üretimle ve yaşamla şekillendiğini hatırlatıyor. Yaylalar ve mezralar, ona göre bu ülkenin adeta ileri karakollarıdır.

Özellikle 2000 rakımın altındaki yaylalarda hayvancılığın gerilemesinin yalnızca ekonomik bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini belirten Kalender, hayvancılığın azalmasıyla birlikte mera alanlarının hızla yok olduğuna dikkat çekiyor. Yabani otlar ve bodur ağaçlarla kaplanan alanların “doğal iyileşme” olarak sunulmasını ise kültürel peyzajın bozulması olarak değerlendiriyor.

Turizm Adına Tahribat, Görünürlük Adına Yok Oluş

Yazıda, Gürgen, Başköy, Çamlıca ve Kıbladağı köylerinin yüzyıllardır Handüzü Yaylası’nı kullandığı hatırlatılıyor. Bu kullanımın bir gelenek ve yaşam biçimi olduğunu vurgulayan Kalender, ilgili kurumların turizm ya da başka gerekçelerle yapacağı her çalışmada yöre halkının hassasiyetlerini dikkate almak zorunda olduğunu söylüyor.

Kalender’e göre turizmin amacı yaylayı vitrine çıkarmak değil, onu yaşatarak korumak olmalı. Yayladan elde edilecek ekonomik faydanın öncelikle yöre halkına dönmesi gerektiğini savunan yazar, “görünürlük” adına yapılan her müdahalenin yaylaları biraz daha yok ettiğini ifade ediyor.

Bilim Dışlanırsa Yaylalar Kaybedilir

Kalender, yaylalarla ilgili planlama ve projelerde siyasi tercihlerin değil, bilimsel ve uzman görüşlerinin esas alınması gerektiğini belirtiyor. Akademisyenler, çevre bilimciler, ziraat mühendisleri, sosyologlar ve yerel aktörlerin ortak aklıyla hareket edilmediği sürece yapılan her çalışmanın yeni bir tahribat alanı yaratacağına dikkat çekiyor.

Yazının sonunda ise şu uyarı yer alıyor: Handüzü Yaylası bir yarış alanından çok daha fazlasıdır. Orası bir yaşam alanı, bir kültür ve bir hafızadır. Devletin yarış organizasyonlarında gösterdiği iradeyi, yaylaları ve doğayı korumada da göstermesi gerekir. Aksi halde turizm adı altında yapılan her faaliyet, yaylaların sessizce yok oluşuna hizmet edecektir.