Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Ölüm varsa, mutluluk yoktur

Ölüm varsa, mutluluk yoktur. Öleceğini bilerek yaşamak; doğanın, gelişimini frenleyemediği
Ölüm varsa, mutluluk yoktur. Öleceğini bilerek yaşamak; doğanın, gelişimini frenleyemediği insan zekasına verdiği inanılmaz bir karşılıktır. Hayvanlar bir gün öleceğini bilerek yaşamazlar; sadece ölüm tehlikesini hissederler. İnsanlar ise öleceğini bilerek yaşar. Nasıl bir ıstırap ama.
Mutsuzlar; mutluluk tatmadan ölecekleri için mutsuzdurlar. Varlıklılar ve her şeye ulaşmış olanlar; bunca çabanın ve belki de dolandırıcılığın ardından edindiği görkemli serveti bırakıp mezara gireceği için mutsuzdurlar.
Doğa, çıplak ve eşit doğurur ve mezarda insanları yine eşitler.
İnsanların kendiyle ve yaşadığı düzenle yüzleşmesi, kendi ölüm gerçeğiyle yüzleşmesi kadar zordur.
Bir gūn Küba’da kaşıntı ilacı almak için eczaneye girdim. Raflar boştu ve eczacı kadın puro içiyordu. Güneş yanığı kaşıntısına karşı bir ilaç istedim. Yoktur dedi; ama eğer istersem akşam kaldığım turistik eve getireceğini söyledi. Adresi verip gittim. Kadın akşam bir valiz dolusu ilaçla geldi. Kaşıntı ilacını bana 20 dolara sattı. Eczacı kadın, maaş aldığı eczanenin ilaçlarını karaborsa satıyordu. Orada dedim:
“Bu rejim bir ölüdür, sadece cesedin bir şekilde yerden kalkması gerekmektedir.”
Beni Havana’da gezdiren ve fotoğrafını yayınladığım mühendis kadına dün nasıl olduğunu sordum. Küba’dan ayrıldıktan sonra ona hiç yazmamıştım. Gelen İspanyolca cevap şöyleydi:
“Yo bien,pero con mucha angustia.Tenemos apagones de 30 horas ,esto que estamos viviendo no es vida.”
Türkçesi şöyle:
“İyiyim ama çok sıkıntılıyım. 30 saatlik elektrik kesintileri yaşıyoruz; içinde bulunduğumuz durum hiç de yaşanacak türden bir hayat değil.”
Ben orada rejimin ölü olduğunu gördüm, ama yöneticiler görmek istemiyor. Halbuki yapılacak işlem çok basitti. Komünist Parti iktidar tekelini bırakıp, bir yıllık bir hazırlık döneminin ardından çok partili bir seçime gidecekti. Ama bunu yapmıyorlar. İran da bunu yapmıyor.
Türkiye ise çok partili sistemini insanın değil, devletin gūvenliği yolunda kullanıyor. Türkiye’de bütün partiler toplum yerine devletin güvenliğini esas aldığı için devlet; cılız halk omuzu üzerinde demirden koca bir kafa gibi duruyor. O kocaman demir kafayı taşımaktan halkın dizleri titiyor. Ve partiler taşınmaz demirden kafayı daha da büyütmek peşinde.
AIHM, Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılmasını istediğinde; cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hukuk danışmanı Mehmet Uçum şöyle bir açıklama yaptı:
“Bizi daha fazla kızdırmasınlar; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden çekilebiliriz.”
Peki bu tehdit Avrupa için ne anlama geliyor? İzah edeyim. Diyelim İsviçre belediyesinde bir işim var. Evrakları eksik götürmüşüm. Belediyedeki görevli evrakların eksik olduğunu söylüyor. Ben orada herkesin gözü önünde atletimi parçalıyor:
“Heyyyt ulan!” Diyorum.
Mehmet Uçumun tavrı bu anlama geliyor ve belediye görevlileri beni dışarı atıyor.
Türkiye, arabayı atların önüne koymuş bir süreç yönetiyor. Koca devlet, Türkiye’nin geleceğini, namluları işlevsiz hale gelmiş PKK’lilerin toplanacak silahlarının sayımına bağlamış. Şaka değil böyle. Cizre’de kurulacak 20 kişilik seyyar bir birimin yürütebileceği teknik işlerin içine devlet; ordu, MİT, Meclis, bütün partiler; cumhurbaşkanı ve yardımcıları toptan giriş yapmışlar. Trabzon da bu işe giriş yaptı.
Ve sürekli konuşuyorlar, konuşuyorlar, yine de konuşuyorlar. Orta Doğu’dan girip, Asya’dan çıkıyor; bir yol Trabzon’a uğrayıp, Zonguldak’a giriş yaptıktan sonra Balkanlara geçiş yapıyorlar. Küfürbaz bir Trabzonlunun kūfürleri devleti ve devletin yapmak istediklerinin raytingini parçalayıp geçiyor.
Aleviler, Sünniler ve Kürtler; Türkler ve Atatürkçüler; milliyetçiler ve tarikatlar; sabah kalkıp akşama kadar birbirlerine veryansın etmekten bitkin bir şekilde yatağa giriyor; sabah bıraktıkları yerden devam ediyorlar.
Ölüm varsa mutluluk yoktur; ve zaten birbirlerine veryansın eden topluluklar ve arabayı atın önüne koşmuş devletle bir arada yaşamaktan daha būyük bir mutsuzluk yoktur.
Küba’da kaldığım evin sahibiyle akşamları buluşurduk.