Vahşi depolamaya göz yuman ve devletin kurumlarını birbiriyle çatıştıran bürokratik hantallık derhal terk edilmelidir.
Haber: kuzeyteve.com
Doğu Karadeniz Sahil Şeridinde Kronikleşen Atık Yönetimi Krizi: Fındıklı Örneğinden Hareketle Yapısal Sorunların ve Merkezi Çözüm İhtiyacının Kapsamlı Analizi
- Giriş ve Araştırmanın Kavramsal Çerçevesi
Doğu Karadeniz bölgesi, Trabzon kıyılarından başlayarak Rize ve Artvin sınırlarına, oradan da Gürcistan’a uzanan sahil şeridi boyunca son yirmi yılı aşkın süredir giderek derinleşen, çok boyutlu ve yıkıcı bir çevre felaketiyle karşı karşıyadır. Temelini “vahşi depolama” (düzensiz atık dökümü) pratiklerinin oluşturduğu bu kriz, salt bir çevresel kirlilik ve estetik tahribat meselesi olmaktan çoktan çıkmış; yerel yönetimlerin yönetsel ve finansal kapasite sınırlarını aşan, merkezi idarenin altyapı planlamasındaki stratejik eksikliklerini yansıtan ve bölgenin zorlu coğrafi, oşinografik ve iklimsel koşullarıyla birleşerek içinden çıkılmaz bir hal alan yapısal bir devlet sorununa dönüşmüştür.
Nisan 2026 tarihinde ulusal televizyon kanallarından ATV’nin ana haber bültenlerinde, Rize’nin Fındıklı ilçesi özelinde gündeme getirilen çöp depolama alanı tartışmaları, sorunun kamuoyunda algılanış biçimi açısından kritik bir vaka sunmaktadır. Medya anlatısı, söz konusu çevre krizini genellikle tekil belediyelerin idari zafiyeti, yöneticilerin liyakatsizliği veya siyasi parti rekabeti (iktidar-muhalefet çatışması) eksenine sıkıştırma eğilimindedir. Ancak bölgedeki atık yönetiminin tarihsel gelişimi, kurulan bölgesel katı atık birliklerinin (TRABRİKAB, Kaçkar Birliği vb.) güncel durumları, Hopa ve Arhavi gibi farklı siyasi partiler tarafından yönetilen komşu ilçelerdeki birebir aynı krizlerin varlığı, bu indirgemeci yaklaşımın sorunun gerçek boyutlarını perdelediğini tartışmasız bir biçimde kanıtlamaktadır.
Bu kapsamlı araştırma raporunun temel tezi, Fındıklı’dan Hopa ve Arhavi’ye uzanan sahil şeridinde gözlemlenen, uluslararası otoyollara ve Karadeniz sularına taşan çöp dağlarının, siyasi parti aidiyetlerinden (CHP, AK Parti veya diğerleri) tamamen bağımsız olduğudur. Bu kriz; kurumsal uyumsuzlukların, yetersiz bütçelendirmenin, lojistik kısıtların ve Doğu Karadeniz’in “düzenli depolamaya” imkan vermeyen topografik gerçekliklerinin yarattığı ortak bir sistemik çöküşün semptomudur. Yerel yönetimlerin kendi kısıtlı bütçeleri, yetersiz araç filoları, dar idari sınırları ve uzman personel eksiklikleri içinde bu devasa sorunu çözmeleri teknik, bilimsel ve ekonomik olarak imkansızdır. Kriz, devlet kurumları (belediyeler, valilikler, karayolları, orman müdürlükleri) arasındaki koordinasyonsuzluk ve yıllardır vaat edilen entegre tesis yatırımlarının gecikmesiyle her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır.
Dolayısıyla, Doğu Karadeniz’in kronik atık sorununun çözümü, tekil belediyelerin cezalandırılması, jandarma-vatandaş karşı karşıya getirilmesi veya siyasi polemiklerle zaman kaybedilmesiyle değil; merkezi hükümetin doğrudan finansman, ileri teknoloji, yasal düzenleme ve yer tahsisi sağladığı, tıpkı bölgedeki mega ulaşım ve lojistik yatırımları gibi ele alınan “Kapsamlı Bir Devlet Projesi” ile mümkündür.
Fındıklı Belediyesi Vakası: Medya Söylemi, Siyasi Kutuplaşma ve Kurumsal Gerçeklikler Arasındaki Uçurum
Nisan 2026’da ulusal medyada (ATV) yer alan haberler, Rize’nin Fındıklı ilçesinde Cumhuriyet Halk Partili (CHP) Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu yönetiminin, Karadeniz Sahil Yolu bitişiğindeki Yeniköy köyü sınırları içinde yer alan ormanlık alanda yeni bir çöp depolama sahası açma girişimini hedef almıştır. Haber metinlerinde ve görüntülerde, yöre halkının ormanlık alana çöp dökülmesine haklı olarak sert tepki gösterdiği, alanda bekleyen vatandaşlar ile belediye görevlileri arasında gerginlik yaşanmaması için jandarma ekiplerinin çevrede yoğun güvenlik önlemi aldığı vurgulanmıştır. Daha da çarpıcı olanı, Karayolları Genel Müdürlüğü’ne bağlı ekiplerin kendi arazilerine çöp dökümünü engellemek için girişi ağır iş makineleri ve beton bariyerlerle tamamen kapatması olmuştur.
Köy sakinlerinden Hasan Öztürk’ün medyaya yansıyan, “Burada en acı olan taraf asker kardeşlerimizi karşımıza dikmeleri… Burada heyelan oldu, orada mezar bile var. Şimdi gelip üzerine çöp atacaklar… Çöpten süzülen atıklar denize gidecek, denize giremeyeceğiz. Köye biz kilidi vuralım, gidelim” şeklindeki isyanı, yöre halkının yaşadığı ekolojik travmayı ve haklı kaygıları özetlemektedir.
Medya anlatısı, olayı doğrudan yerel yönetimin bilinçli bir çevre katliamı girişimi olarak kodlarken, Fındıklı Belediye Başkanı’nın düzenlediği basın toplantısındaki açıklamaları ve bölgedeki altyapı projelerinin makro durumu, sorunun arka planındaki yapısal tıkanıklığı ve çaresizliği gözler önüne sermektedir. Çervatoğlu’nun açıkça ifade ettiği üzere, belediyenin böyle bir geçici vahşi depolama alanına ihtiyaç duymasının temel nedeni, Rize Valiliği koordinasyonunda yürütülen ve Kaçkar İtfaiye Mezbahane ve Katı Atık Birliği’ne hizmet edecek olan Pazar ilçesindeki Çöp Aktarma İstasyonu’nun inşasındaki bitmek bilmeyen gecikmelerdir. Başkan, bu alanın doğru bir yer olmadığını bildiklerini, ancak Pazar’daki tesis bitene kadar “2 ay süreyle” başka hiçbir seçenekleri kalmadığı için mecburen bu yönteme başvurduklarını belirtmiştir.
Günde ortalama 12-15 ton arası evsel atık üreten ve sadece iki adet çöp toplama aracına (kamyonuna) sahip olan Fındıklı Belediyesi’nin, topladığı çöpleri her gün 3 saatlik bir gidiş-dönüş mesafesinde bulunan Trabzon Of veya Sürmene’deki tesislere doğrudan taşıması lojistik, mekanik ve ekonomik olarak sürdürülebilir değildir. Bu taşıma işlemi için araçların yakıt maliyeti, personel mesaisi ve yolda geçecek süre hesaplandığında, ilçe merkezindeki çöplerin toplanması bile imkansız hale gelecektir. Bu katı maddi gerçeklik, Fındıklı gibi kısıtlı imkanlara sahip tüm bölge ilçelerini zorunlu olarak kendi idari sınırları içindeki dere yatakları, eski taş ocakları veya ormanlık alanlarda “geçici” vahşi depolama alanları yaratmaya itmektedir.
Jandarma ve karayolları gibi merkezi idareye bağlı devlet kurumlarının, yerel yönetime alternatif bir çözüm yolu sunmak veya geçici bir döküm sahası göstermek yerine, kolluk kuvveti yığarak ve beton bariyerlerle alanı kapatarak müdahale etmesi, Türkiye’deki yerel-merkezi yönetim ilişkilerindeki derin yönetişim krizini simgelemektedir. Çervatoğlu’nun basın açıklamasında sorduğu, “Fındıklı iktidar partisinin değil diye hizmetin kötü olması mı isteniyor?… Burada yardımcı kurumların engel değil ön açıcı olması gerekiyor. Maalesef kurumlar bize biraz engel çıkarıyor” şeklindeki ifadeler , altyapı ve kamu hizmetleri süreçlerinde siyasi polarizasyonun yerel idareleri nasıl felç ettiğinin en somut örneğidir.

2.1. Fındıklı Belediyesinin Mikro-Ölçekli Çaresizlikleri ve Geri Dönüşüm Çabaları
Belediyenin çöp konusundaki çaresizliği, sadece atıkları dökecek yer bulamamakla sınırlı değildir. Sistemsel bir çözümün yokluğunda belediye, yerel halkı bilinçlendirmek ve atık yükünü hafifletmek için oldukça ilginç ve çaresizliği yansıtan sosyal projelere imza atmıştır. Örneğin Fındıklı Belediyesi, ilçede yere çöp atanların fotoğraflarının yer alacağı bir “Utanç Sergisi” açacağını duyurarak , atık sorununun çözümünü sosyal bir baskı mekanizması üzerinden yürütmeye çalışmıştır. Bu tür adımlar, kurumsal altyapı (hard power) eksikliğinin, sosyal utandırma (soft power) yöntemleriyle telafi edilmeye çalışıldığını gösteren tipik bir kapasite yetersizliği göstergesidir.
Öte yandan, merkezi çözümlerin gecikmesi Fındıklı’yı kendi mikro-geri dönüşüm tesislerini kurmaya zorlamıştır. Belediye, bir dönüm kapalı ve bir dönüm açık alandan oluşan kendi geri dönüşüm tesisini inşa etme sürecine girmiş, günlük üretilen 12-15 tonluk çöpün en azından 3 tonluk geri dönüştürülebilir kısmını kaynağında ayrıştırmayı hedeflemiştir. Ayrıca evsel ve organik atıkların çöpten ayrılarak tarımsal gübreye dönüştürülmesini sağlayan “kompost” yöntemini ilçede yaygınlaştırmaya başlamıştır. Geçici vahşi depolama alanlarında ise köpek, sıçan gibi vektör canlıların üremesini ve koku yayılımını engellemek için günlük kireçleme ve üzeri toprakla örtme gibi ilkel ama zorunlu rehabilitasyon yöntemleri uygulanmaktadır. Ancak devasa tüketim kültürü ve ilçenin yaz aylarında artan nüfusu düşünüldüğünde, bu mikro projeler, ana sorunu çözmekten ziyade sadece zaman kazandıran ve yerel yönetimin vicdani sorumluluğunu hafifleten palyatif tedbirler olarak kalmaktadır.
- Doğu Karadeniz’in Topografik, Oşinografik ve İklimsel Handikapları: Neden Yerel Çözümler İmkansız?
Sorunun sadece siyasi bir çekişme, partizanlık veya yerel yönetimlerin vizyonsuzluğu olarak değerlendirilmesi, bölgenin eşsiz ve son derece zorlu coğrafi zorluklarını hesaba katmayan sığ bir analiz olur. Bilimsel araştırmalar ve akademik literatür, Doğu Karadeniz’in coğrafi ve oşinografik yapısının modern katı atık yönetimi için dünyadaki en kısıtlayıcı zeminlerden birini oluşturduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
3.1. Kısıtlı Arazi, Dik Eğim ve Düzenli Depolama İmkansızlığı
Karadeniz sahil şeridi, sahilden itibaren aniden yükselen çok dik yamaçlara ve son derece dar bir kıyı ovasına sahiptir. Akademik çalışmalarda (örn. Berkun ve ark., 2005) detaylandırıldığı üzere, İstanbul, Ankara veya Konya gibi nispeten düz, geniş hafriyat alanlarına sahip ve yerleşim yerlerinden uzak boş arazileri bulunan şehirlerde başarıyla uygulanabilen “düzenli depolama” (sanitary landfill) projelerinin Doğu Karadeniz’de uygulanması topografik kısıtlar nedeniyle adeta mühendislik bir kabustur.
Vernaküler mimarinin ve yerleşim modellerinin bile sismik, coğrafi ve topografik özelliklere göre şekillenmek zorunda kaldığı bu bölgede , binlerce ton atığı barındıracak devasa tesisler için yer bulmak neredeyse imkansızdır. Düzenli depolama sahaları, yeraltı sularını korumak için geniş, çok düz ve altına metrelerce geçirimsiz kil veya sentetik membran tabakalarının serilebileceği arazilere ihtiyaç duyar. Ancak Rize, Artvin ve Trabzon kırsalında bu tür geniş ve düz araziler yoktur; var olan kısıtlı düzlükler ise bölgenin en temel geçim kaynağı olan son derece değerli tarım arazileri (çay ve fındık bahçeleri) veya hali hazırda sıkışık yerleşim yerleridir. Bu amansız arazi kıtlığı nedeniyle belediyeler on yıllardır çöpleri deniz seviyesinden yüksek dağlık bölgelere taşıyamadıklarından, en kolay erişilebilir alanlar olan eski taş ocaklarına, derin vadi içlerine, dere yataklarına veya doğrudan sahil yolunun kenarındaki yamalara dökmek zorunda kalmaktadırlar.
3.2. Aşırı Yağış Rejimi, Sızıntı Suyu (Leachate) Toksisitesi ve Heyelan Riski
Türkiye’nin açık ara en çok yağış alan bölgesi olması, vahşi depolama sorununun yıkıcılığını logaritmik olarak katlayarak artırmaktadır. Yılın büyük bir bölümünde aralıksız yağan yağmur suları, üstü açık bırakılan veya sadece ince bir toprak tabakasıyla örtülen devasa çöp dağlarının içine sızarak, atıkların içindeki ağır metaller, kimyasallar ve çürüyen organik maddelerle reaksiyona girer. Bunun sonucunda yüksek toksisiteli “sızıntı suları” (leachate) oluşur. Vahşi depolama sahalarında düzenli drenaj ve sızıntı suyu arıtma (Membran Biyo Reaktör vb.) sistemleri olmadığı için, bu zehirli ve patojenik sular hiçbir engelle karşılaşmadan doğrudan yeraltı su kaynaklarına, içme suyu havzalarına ve nihayetinde Karadeniz’e karışmaktadır.
Jeolojik açıdan daha da tehlikelisi, dik yamaçlara gelişi güzel yığılan milyonlarca ton çöp, bölgenin zaten zayıf olan zemin yapısının taşıma kapasitesini aşmaktadır. Aşırı yağışla doygunluğa ulaşan bu devasa çöp ve toprak kütleleri, korkunç boyutlarda heyelan riskleri doğurmaktadır. Trabzon Sürmene’deki çöp tesisinin istinat duvarlarının çökme riski taşıdığına dair uyarılar , bu mühendislik gerçeğinin resmi bir itirafıdır.
Doğanın bu mühendislik ve planlama hatalarına verdiği cevap geçmişte felaket boyutunda olmuştur. Geçtiğimiz yıllarda Ağustos ayında Hopa ve Arhavi ilçelerinde meydana gelen şiddetli sel ve heyelan afeti, Çamlıkköy ve Fener mevkisindeki dağın arka yamacında oluşturulan vahşi depolama alanına yıllarca gömülmüş olan çöp dağlarını yerinden sökerek Karadeniz Sahil Yolu’na ve doğrudan denize indirmiştir. Yan derelerin taşmasıyla yamaçtan kopan binlerce ton çöp, uluslararası sahil yolunu kapatmış ve sel sularıyla kilometrelerce genişliğe yayılarak kıyıyı adeta bir felaket bölgesine çevirmiştir. Bu doğa olayı, atıkların “gözden ırak bir yere saklanmasının” Karadeniz coğrafyasında mümkün olmadığını, doğanın o atığı eninde sonunda yerleşim yerlerine geri kustuğunu ispatlamıştır.

3.3. Oşinografik Dinamikler ve Deniz Çöpü (Marine Litter) Dağılımı
Atık yönetimindeki başarısızlık sadece karasal bir sorun değildir. Karadeniz’in kapalı bir havza olması ve bölgedeki kıyı akıntı sistemlerinin yapısı, denize ulaşan çöplerin uzun süre kıyıda hapsolmasına ve deniz ekosistemini pelajik bölgeden bentik bölgeye kadar boğmasına yol açmaktadır.
Uluslararası deniz bilimleri literatüründe belirtildiği üzere Karadeniz’deki su sirkülasyonu, maksimum 2200 metre derinliğe inen dar kıta sahanlıkları ve dik topografya tarafından sınırlandırılmaktadır. Havza genelinde çok belirgin Batı ve Doğu girdaplarına (gyres) sahip olan büyük bir siklonik sirkülasyon (Rim Current / Çevre Akıntısı) mevcuttur. Güçlü mezoolçekli akıntılarla karakterize edilen bu dinamik yapı, Doğu Karadeniz kıyılarındaki nehirlerden veya vahşi depolama alanlarından denize karışan makro ve mikroplastiklerin, tıbbi atıkların ve diğer deniz çöplerinin (marine litter) Karadeniz’in açıklarına dağılmadan doğrudan Türkiye, Gürcistan ve Rusya kıyıları boyunca sürüklenmesine ve sahillerde birikmesine neden olmaktadır.
Güney-doğu Karadeniz kıyılarında yapılan uzun vadeli örneklem çalışmalarında deniz çöplerinin bileşimi ve kaynakları incelendiğinde, karasal atık yönetiminin yetersizliğinin denizi ne denli tahrip ettiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu oşinografik gerçeklik, Fındıklı veya Arhavi’deki bir vahşi depolama sızıntısının sadece o ilçenin sorunu olmadığını, Rim Akıntısı aracılığıyla tüm havzayı etkileyen uluslararası bir ekolojik tehdit olduğunu göstermektedir.
- Bölgesel Katı Atık Birliklerinin Yapısal Çöküşü 1: TRABRİKAB, Sürmene ve Araklı Vakaları
Bölgedeki atık krizinin boyutlarını anlamak için sadece “tesis yokluğundan” değil, aynı zamanda büyük bütçelerle kurulan “tesislerin yapısal ve işlevsel çöküşünden” bahsetmek zorunludur. Merkezi hükümetin ve yerel yönetimlerin geçmiş yıllarda bir araya gelerek oluşturduğu bölgesel katı atık yönetim birlikleri, teoride ölçek ekonomisi yaratarak maliyetleri düşürmeyi ve modern bertaraf teknolojilerini kullanılabilir kılmayı hedeflemiştir. Ancak Trabzon ve Rize Katı Atık Birliği (TRABRİKAB) özelindeki Karadeniz pratiği, bu teorinin uygulama aşamasında, siyasi kayırmacılık, denetimsizlik ve kapasite planlama hataları nedeniyle tamamen iflas ettiğini göstermektedir.
Aşağıdaki tablo, TRABRİKAB bünyesindeki ana tesislerin gelişimini ve çöküş sürecini özetlemektedir:
| Tesis Adı / Konum | Faaliyet Dönemi | Toplam Alan | Depolanan Atık Miktarı | Temel Özellikler / Vaatler | Karşılaşılan Krizler ve Güncel Durum |
| Kutlular (Çamburnu), Sürmene | 2007 – Aralık 2020 | 169.517 m² | Yaklaşık 3.100.000 ton | Membran Biyo Reaktör, Metan Gazı Elektrik Üretim Tesisi, İdari Bina (200 m²), Elektronik Kantar. | Kapasite aşımı, istinat duvarlarının çökme riski, “facia” uyarıları. 2020 sonunda mecburen kapatıldı. |
| Taşönü, Araklı | 2020 – Günümüz | 243.000 m² | Veri Yok (Devam ediyor) | Entegre tesis, kapalı ayrıştırma, gazifikasyon, enerji üretimi, “eczane gibi işleyecek”, etrafı mesire alanı olacak sözü. | Teknolojik yatırım yapılmadı. Sistem işletilmedi. Vahşi depolama yapılıyor. Sızıntı suları Yanbolu deresine akıyor. Halk göç ediyor. |
4.1. Sürmene Çamburnu (Kutlular) Tesisi: Kapasite Aşımının Anatomisi
TRABRİKAB bünyesinde 2007 yılında büyük umutlarla faaliyete geçen Sürmene ilçesindeki Çamburnu (Kutlular) Düzenli Depolama Alanı, uzun yıllar Trabzon ve Rize’nin çöplerini kabul eden yegane ana merkez olarak kurgulanmıştır. Tesis, toplam 169.517 metrekarelik devasa bir alana kurulmuş; bünyesinde 200 metrekarelik bir idari bina, sızıntı suları için 1 adet Membran Biyo Reaktör arıtma tesisi, elektronik kantar ve metan gazından elektrik üretim tesisi barındıracak şekilde donatılmıştır.
Ancak tesis, bölgedeki artan nüfus, turizm hareketliliğine bağlı olarak atık miktarının öngörülemeyen yükselişi, ilçe belediyelerinin kaynağında ayrıştırma/geri dönüşüm oranlarının neredeyse sıfıra yakın seyretmesi sebebiyle hedeflenen ömründen çok daha hızlı bir şekilde dolmuştur. Aralık 2020 yılı sonu itibarıyla sahada yaklaşık 3.100.000 ton atık istiflenmiş ve tesis fiziksel kapasitesini tamamen doldurduğu için kapatılmak zorunda kalınmıştır.
Tesisin kapanmasına giden son aylar, bölgede ciddi çevresel ve mühendislik korkularına sahne olmuştur. Sürmene Belediye Başkanı Rahmi Üstün, tesisin lotlarına aşırı yüklenilmesi sebebiyle çöpleri tutan devasa ön istinat duvarlarının bu yükü taşıyamayacağını ve yıkılma riski bulunduğunu belirterek, durumu acil olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na iletmiştir. Trabzon Büyükşehir Belediyesi teknik ekiplerinin de sahada yaptığı incelemelerde, çöp dağında yaşanabilecek olası bir sismik veya hidrolojik hareketlilik anında o yükü hiçbir duvarın tutamayacağı saptanmıştır. Başkan Üstün’ün “Daha önceki açıklamalarımızda facia yaşanabilir uyarısında bulunmuştuk… Bir facia yaşanmadan kalıcı çözüm bulunması gerekiyor” şeklindeki sözleri , sadece atık biriktirmenin ötesinde, bu tür vahşi veya yarı-düzenli depolamaların Karadeniz’in eğimli arazilerinde doğrudan insan hayatını tehdit eden mekanik bir bombaya dönüştüğünün resmi itirafıdır.
4.2. Araklı Taşönü Entegre Tesisi: Modernizasyon Vaadinden Sistematik Zehirlenmeye Dönüş
Çamburnu Kutlular tesisinin limitlerini doldurup felaket sinyalleri vermesi üzerine, 2019 yılında yapımına başlanan ve 2020 yılında faaliyete geçirilen Trabzon’un Araklı ilçesindeki Taşönü Entegre Katı Atık Değerlendirme ve Bertaraf Tesisi devreye sokulmuştur. 243.000 metrekarelik geniş bir alanda kurulan ve işletmesi AK Parti’ye yakınlığıyla bilinen iş insanı Hasan Topaloğlu’na ait EVRA Grup’a verilen tesis, bölge halkına ve tüm Türkiye’ye Doğu Karadeniz’in çevre devrimi olarak pazarlanmıştır.
Yapım aşamasında tesise haklı nedenlerle karşı çıkan ve topraklarını korumak isteyen yöre halkına, devletin en üst kademeleri ve yerel yöneticiler tarafından olağanüstü vaatlerde bulunulmuştur. TRABRİKAB internet sitesinde de yer alan resmi projelere göre; “açıkta kesinlikle çöp olmayacağı, dışarıya zerre kadar koku çıkmayacağı, tesisin adeta bir eczane hijyeninde işleyeceği” söylenmiştir. Dahası, çöplerin doğrudan kapalı entegre tesise getirileceği, burada ileri teknolojiyle ayrıştırılacağı, açık alana bırakılmadan tesis içerisinde işlenerek biyogaza dönüştürüleceği ve elektrik üretileceği, arta kalan alanların ise halk için bir “mesire alanı ve park” olacağı resmi olarak taahhüt edilmiştir. Sürmene Belediye Başkanı bile yeni tesisi överken, “Bizimki gibi vahşi depolama yapılmayacak. Tesis içerisinde ayrıştırma yapılacak, yakmak suretiyle enerji üretilecek, kalan atıklar yol altlarında malzeme olarak kullanılacak” diyerek umut dağıtmıştır.
Ancak gelinen noktada Araklı tesisi, Türkiye’de kamu-özel sektör ortaklıklarının (KÖİ) çevre yatırımlarındaki denetimsizliğini ve kar hırsını gözler önüne seren tam teşekküllü bir ekolojik skandala dönüşmüştür. Tesisin işletmesini alan EVRA firmasının, projenin gerektirdiği yüksek maliyetli gazifikasyon, kapalı ayrıştırma ve yakma sistemleri yatırımlarını yapmadığı, mevcut sistemleri ise maliyetten kaçınmak için tam kapasite işletmediği ortaya çıkmıştır. Çöpler, vaat edilen “eczane” standartlarındaki kapalı reaktörler yerine, bizzat fabrikanın yanında “mesire alanı olacak” denilen açık bölgelere dökülerek, tıpkı eski usul vahşi depolama mantığıyla devasa yığınlar halinde istiflenmeye başlanmıştır.
Bu pervasız rant ve denetimsizliğin etkileri, bölge halkı için yıkıcı olmuştur. Tesisin son derece zehirli olan atık suları arıtılmadan doğrudan bölgenin can damarı olan Yanbolu Deresi’ne boşaltılmakta, bu durum su havzasını zehirleyerek tüm tarım ve hayvancılık faaliyetlerini bitirme noktasına getirmektedir. Taşönü, Buzluca, Yeşilce, Karşıyaka ve Yeşilyalı mahallelerini sarmalayan yoğun metan gazı, çöp suyu kokusu, martıların sürekli taşıdığı atıklar ve yoğunlaşan sivrisinek/haşere istilası, bölge sakinlerinin günlük yaşamını imkansız hale getirmiştir. İnsanlar evlerinin önüne, bahçelerine çıkamaz, yaz sıcağında pencerelerini açamaz duruma gelmiştir.
En dramatik sonuç ise yaşanan demografik tahribattır. Yıllardır vadedilen “gül bahçesi” yerine çöp cehennemine uyanan halk, “Devlet bizi kandırdı” diyerek ata topraklarını terk etmeye başlamıştır. Evinde kokudan duramayan vatandaşların önemli bir kısmı çareyi ilçe merkezine veya il dışına göç etmekte bulmuştur. Araklı Belediye Başkanı’nın dahi “kimyamı bozuyor” diyerek isyan ettiği bu koku, milyarlarca liralık kamu ve özel sektör yatırımının, devletin denetim mekanizmalarının işlememesi sonucu nasıl bir ekolojik kitle imha silahına dönüştüğünün en somut kanıtıdır.
Araklı örneği, Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu’nun “Pazar’daki aktarma tesisi bitince çöpleri Sürmene’ye (Araklı’ya) göndereceğiz. Aslında orası da doğru değil. O da vahşi depolama” şeklindeki acı tespitini haklı çıkarmaktadır. Bölgede sistemin adının tabelada “Entegre Katı Atık Değerlendirme Tesisi” olması, içeriğinin modern veya çevre dostu olduğu anlamına gelmemektedir. Tesis, devletin yerel halkı kandırarak sermayeye ucuz çöp döküm alanı yaratmasının bir kılıfı haline gelmiştir.
- Bölgesel Katı Atık Birliklerinin Çöküşü 2: Kaçkar Birliği ve Lojistik Çıkmazlar
Trabzon sınırları içinde TRABRİKAB merkezli bu krizler yaşanırken, Rize’nin doğu ilçelerini (Pazar, Ardeşen, Fındıklı, Hemşin ve Çamlıhemşin) kapsayan Kaçkar İtfaiye Mezbahane ve Katı Atık Birliği bünyesinde de tam bir lojistik ve altyapı felci yaşanmaktadır. Birliğin uzun vadeli stratejisi; 5 ilçenin çöpünü kendi içinde bertaraf etmek yerine, bir noktada toplayıp tırlarla sıkıştırılmış halde Rize merkeze veya doğrudan Trabzon’daki (Of/Araklı) tesislere aktarmak üzerine kurulmuştur.
Bu sistemin kalbi olması planlanan proje, Çayeli Tüneli’nin hemen girişinde (Pazar-Çayeli arası) inşa edilmeye başlanan Pazar Çöp Aktarma İstasyonu’dur. Pazar Belediye Başkanı Ahmet Basa’nın ta Ağustos 2023 yılında yaptığı basın açıklamalarında, aktarma istasyonunda çalışmaların son aşamaya geldiği, hava şartlarında olumsuzluk yaşanmazsa 60 gün içinde bitirilerek Kaçkar İtfaiye Birliği’ne teslim edileceği ve hizmete başlayacağı, böylece “vahşi depolama işinin sona ereceği” müjdelenmiştir. Başkan Basa, yıllarca Ardeşen, Fındıklı, Hemşin ve Çamlıhemşin’in çöpleri dökecek mantıklı bir yeri olmadığını, sürekli dere ve yol kenarlarına döküldüğünü kabul etmiş ve artık bu modern istasyon sayesinde çöp kamyonlarının rampadan çıkarak atıkları dev tırlara yükleyeceğini belirtmiştir.
Ancak aradan geçen yaklaşık üç yıla ve “60 gün” vaadine rağmen, 2026 yılının Nisan ayında Fındıklı Belediye Başkanı’nın isyanında gördüğümüz üzere bu tesis hala tam kapasite faaliyete geçirilememiş, teknik altyapısı tamamlanamamış ve ilçelerin atıklarını kabul edemez durumda kalmıştır. İhalelerdeki iptaller, merkezi ödenek yetersizlikleri, bürokratik engeller ve müteahhit firmanın teknik yetersizlikleri nedeniyle aktarma istasyonunun kurulamaması, birliğe üye tüm alt kademe sahil belediyelerini kendi içlerinde çöple baş başa bırakmıştır. Hatta geçmiş yıllarda Pazar tesisi öncesinde, Fındıklı ilçesinde eski bir maden ocağı alanında depolama tesisi (aktarma değil, nihai depolama) yapılması projelendirilmiş, ancak orman ve maden ruhsatları konusundaki bürokratik engeller ve ihtilaflar nedeniyle proje iptal edilmek zorunda kalmıştır.
Bu durum, Karadeniz sahil şeridinde sadece bir bertaraf tesisi kurmanın değil, atığı o tesise ulaştıracak lojistik zinciri inşa etmenin bile mevcut devlet/birlik yapısı içinde yıllar süren, hantallaşmış ve işlemeyen bir mekanizmaya dönüştüğünü göstermektedir. İlçe belediyeleri, kendi iradeleri dışında gelişen bu bölgesel altyapı gecikmelerinin faturasını, ATV haberinde olduğu gibi kamuoyunda “çevreci olmayan” kurumlar olarak yaftalanarak ödemektedirler.
- Hopa ve Arhavi Ekseni: Sahil Yolunda Yükselen Çöp Dağları ve Partiler Üstü Devlet Zafiyeti
Fındıklı ve Kaçkar Birliği özelinde kopan fırtınanın salt bir muhalefet veya iktidar belediyesi başarısızlığı olmadığını net bir biçimde kanıtlayan en somut veriler, sahil şeridinin doğu ucunda, Artvin’in Hopa (CHP) ve Arhavi (AK Parti) ilçelerinde yaşanan birebir aynı krizlerin varlığıdır. Bu bölgede yerel yönetimlerin ideolojik yelpazesinden tamamen bağımsız olarak, merkezi bir entegre tesisin yokluğu ve diğer illerin (Trabzon/Rize) atık kapasite sınırları nedeniyle sahil şeridi kelimenin tam anlamıyla bir “çöp yoluna” dönüşmüştür.
Arhavi Belediyesi tarafından mahalle ve köylerden toplanan günlük çöpler, ilçe girişine yaklaşık 5 kilometre mesafede, doğrudan uluslararası Karadeniz Sahil Yolu kenarındaki eski bir taş ocağının bulunduğu alana vahşi yöntemlerle depolanmaktadır. Yoldan geçen sürücülerin ve turistlerin devasa çöp yığınlarını görmemesi için çekilen set duvarları artık taşıma kapasitesini fersah fersah aşmış durumdadır. 2025-2026 dönemi itibarıyla, 5-6 metrelik bu istinat duvarlarından yola doğru taşan çöpler ve yayılan tarif edilemez ağırlıktaki koku, Türkiye’yi Kafkaslara bağlayan en önemli uluslararası güzergahı yaşanmaz hale getirmiştir.
Vatandaşlar ve tır şoförleri, araçlarının camlarını kapatsalar dahi ağır metan ve çürüme kokusundan kaçamadıklarını belirtirken, bölgeye gelen içerik üreticileri ve gezginler çektikleri videolarla sorunun distopik boyutunu ulusal çapta gözler önüne sermektedir. Arhavi’nin AK Partili Belediye Başkanı Coşkun Hekimoğlu’nun durumu “Çöplerle saklambaç oynamak zorunda kalıyoruz” şeklinde özetlemesi , Karadeniz’deki yerel yöneticilerin içine düştüğü çaresizliğin ve başvurulan yöntemlerin (çöpü duvar arkasına saklamak, üzerine toprak dökerek gizlemeye çalışmak) ilkel doğasının altını en acı şekilde çizmektedir.
Başkan Hekimoğlu’nun, “Katı atık konusu yerel yönetimlere bırakılacak konu olmaktan çıkmıştır. Merkezi hükümetimizin üreteceği ve uygulaması zorunlu bir proje ile çözüm başlamalı. Çöpü her yere atıyoruz ama bir yerde çöp tesisinin kurulmasına izin vermiyoruz. Köylerden bile çöp topluyoruz ama uygun saklama ve bertaraf yerimiz yok” şeklindeki manifestosu , Fındıklı’nın CHP’li Belediye Başkanı Çervatoğlu’nun argümanlarıyla kusursuz bir kavramsal paralellik taşımaktadır.
Hopa’nın CHP’li Belediye Başkanı Utku Cihan da, bu sorunun geçmişten bugüne 30 yıllık, kronikleşmiş ve partisiz bir sorun olduğunu açıkça ifade etmiştir. Cihan’ın açıklamalarına göre sahil kenarlarındaki 25-30 yılın eseri olan bu vahşi depolama alanları; AK Partili, CHP’li veya diğer partilere mensup yöneticiler döneminde de hiçbir fark olmaksızın, sırf çaresizlikten dolayı kullanılmıştır. Kimi belediyeler koku ve hacmi azaltmak için çöpleri yasa dışı biçimde açık havada yakmakta, kimisi ise sadece yol kenarında biriktirerek bir çöp dağı yaratmak zorunda kalmaktadır.
Aşağıdaki tablo, farklı siyasi partilere mensup belediyelerin atık yönetimi konusunda yaşadıkları şaşırtıcı ortak sorunları ve talep ettikleri tamamen örtüşen çözümleri özetlemektedir:
| İlçe Belediyesi | Siyasi Parti | Mevcut Bertaraf Pratiği | Bildirilen Temel Açmazlar | Belediye Başkanının Söylemi ve Talebi |
| Fındıklı (Rize) | CHP | Dere yatağı ve orman içi geçici vahşi depolama | Bölgesel transfer istasyonunun (Pazar) gecikmesi, araç/bütçe yetersizliği, devlet kurumlarının (Karayolları) engellemeleri. | “Devlet-belediye işbirliği ile kalıcı çözüm üretilmeli. Aktarma istasyonları hızla bitirilmeli. Fındıklı muhalif diye mi engelleniyor?” |
| Arhavi (Artvin) | AK Parti | Sahil yolu kenarındaki eski taş ocağında duvar arkasında vahşi depolama | Bölgede yer tahsisi yapılamaması, kapasite aşımı, uluslararası yola yayılan koku ve görüntü kirliliği. | “Çöplerle saklambaç oynuyoruz. Bu iş belediyeyi aştı. Merkezi hükümet projeyi üretip zorunlu uygulamalı.” |
| Hopa (Artvin) | CHP | Sahil yolu yamacında vahşi depolama, kısmi açık yakma | Trabzon/Rize tesislerine ücretiyle bile üye olarak kabul edilmeme, 30 yıllık devasa atık birikimi. | “Parti ayrımı gözetmeksizin aynı kriz yaşanıyor. Çoruh Birliği ile makro yer tespiti ve merkezi hibe şart.” |
Tablodan da anlaşılacağı üzere, ideolojik çizgileri, seçmen tabanları ve genel siyasi ittifakları birbirinden tamamen farklı olan yerel yönetimler, Karadeniz coğrafyasında atık yönetiminde aynı çıkmaz sokağa girmekte ve çözüm mercii olarak bizzat Ankara’yı, yani merkezi hükümeti işaret etmektedirler.
- Atık Krizinin Ulusal Güvenlik, Turizm ve Politika Boyutuna Taşınması
Bölgedeki çöp sorununun ulaştığı vahim boyut, yerel sınırları aşarak ulusal siyasetin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) de gündemine girmiştir. Eylül 2025’te DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Hasan Karal, Artvin’in Arhavi ilçesinde Karadeniz Sahil Yolu kenarında yıllardır biriken ve ekosistemi boğan bu çevre sorununu resmi bir soru önergesiyle meclis kürsüsüne taşımıştır.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle verilen önergede Karal, çok kritik yapısal sorular sormuştur:
- Arhavi–Hopa Karadeniz Sahil Yolu üzerindeki çöp yığınlarının sadece toprakla örtülmesi gibi geçici işlemler yerine kalıcı bertarafı için bir rehabilitasyon planı var mıdır?
- Çöplerin Karadeniz’e ve yeraltı sularına sızıntısı hakkında Bakanlığın bilimsel bir etüt raporu bulunmakta mıdır?
- Doğal güzellikleriyle anılan ve uluslararası güzergahta yer alan bir kentte, bu “utanç tablosunun” turizm imajına verdiği zararı önlemek için kısa vadeli yatırım takvimi nedir?
- Karadeniz kıyı illerindeki atık yönetimini bütüncül şekilde ele alan bölgesel bir eylem planı var mıdır?
- Yerel yönetimlerin tek başına aşamayacağı tescillenen bu sorun için, sahanın rehabilite edilmesi amacıyla merkezi bütçeden özel bir ödenek ayrılacak mıdır?.
Bu soruların bizzat ulusal meclis çatısı altında sorulması, krizin artık yöresel bir alt yapı sorunu olmaktan çıkıp; deniz biyolojisini, uluslararası turizm prestijini ve halk sağlığını ilgilendiren bir ulusal beka sorununa evrildiğinin kanıtıdır. Sarp Sınır Kapısı üzerinden Türkiye’ye giriş yapan her turistin ülkeyle ilgili edindiği ilk izlenim, koku yayan devasa çöp dağları olmaktadır. Turizm gibi hassas ve imaja dayalı bir sektörün belkemiği olan Karadeniz coğrafyası, vahşi depolamanın kurbanı edilerek büyük bir ekonomik kayba da sürüklenmektedir.
7.1. Makro Altyapı Projeleri ile Atık Yönetimi Arasındaki Tezat
Devletin Doğu Karadeniz’deki genel yatırım profili incelendiğinde, bütçe yetersizliğinden ziyade bir “öncelik ve koordinasyon” sorunu olduğu açıkça görülmektedir. Örneğin, Rize İyidere’de büyük tonajlı gemilerin yanaşabileceği milyarlarca liralık devasa bir Lojistik Limanı inşa edilebilmekte, İkizdere’de modern ilçe stadyumları yapılabilmekte, Güneysu Handüzü gibi alanlar uluslararası turizme kazandırılabilmekte veya Çoruh EDAŞ eliyle tüm köylere zorlu kış şartlarında bile kesintisiz enerji altyapısı götürülebilmektedir. Devletin bu ağır mühendislik gerektiren projelerdeki yadsınamaz başarısı ve bütçe yaratma kapasitesi ortadayken, iş katı atık tesislerine, yani doğrudan doğayı ve insan sağlığını koruyacak altyapıya geldiğinde aynı muktedirliğin gösterilmemesi, politika yapıcıların atık yönetimini hala temel bir devlet hizmeti olarak görmemesinden kaynaklanmaktadır.
Hopa Belediyesi’nin, parasını (ücretini) ödemek kaydıyla Rize veya Trabzon’daki (TRABRİKAB) bertaraf tesislerine çöplerini göndermek istemesi, ancak bu talebin “birlik kapasitesinin genişlemeyeceği” gerekçesiyle reddedilmesi , iller arası koordinasyonsuzluğun ve makro planlama eksikliğinin vardığı akıl almaz boyutu göstermektedir. Bir devlet, ilçeler ve iller arasındaki bu basit atık transferi sınırlarını aşamıyorsa, orada yerel yönetim mevzuatının topyekun revize edilmesi gerekmektedir.
- Yeni Arayışlar ve Kapsamlı Bir Devlet Projesinin Zorunluluğu
Gelinen noktada Trabzon ve Rize’deki birliklerin sınırlarını kapatması üzerine, Artvin ve ilçeleri (Hopa, Arhavi, Kemalpaşa, Borçka) kendi çarelerini üretmek adına yeni bir yapısal dönüşüm sürecine girmiştir. 2024-2025 dönemi itibarıyla, bu bölgedeki atık krizini çözmek için “Çoruh Havzası Kalkınma Birliği” aktif hale getirilmiştir. Artvin Belediye Başkanı’nın başkanlığında yürütülen bu birlik, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden (KTÜ) uzman akademisyenler ve profesörlerle çalışarak yeni bir düzenli depolama alanı ve metan gazından enerji üretim tesisi için alternatif yer arayışlarına başlamıştır.
Hedeflenen yeni yöntem, 30 yıldır uygulanan “vahşi depolamayı” tamamen terk ederek, uluslararası standartlarda “düzenli depolamaya” geçmek ve son aşamada çöp gazını hapsedip enerjiye dönüştürmektir. Hopa, Arhavi, Borçka ve Artvin merkezin birleşmesiyle günlük ortaya çıkan yaklaşık 25 tonluk atık kapasitesi , ölçek ekonomisi yaratarak böyle bir tesisin işletme maliyetini rasyonel hale getirecektir.
Ancak Karadeniz Teknik Üniversitesi tarafından yer tespiti yapılsa ve projeler çizilse dahi, karşılaşılan en büyük beton duvar yine Sermaye ve Finansman yetersizliğidir. Ne Artvin İl Belediyesi’nin, ne Arhavi’nin ne de Fındıklı’nın kısıtlı bütçeleri; sızıntı sularını arıtacak Membran Biyo Reaktörler, zemini yalıtacak milyonlarca metrekarelik jeomembranlar veya çöpten elektrik üretecek gazifikasyon türbinleri satın almaya yetmez. Çoruh Havzası Kalkınma Birliği, yer tespiti biter bitmez projeyi doğrudan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın “hibe programlarına” sunmayı hedeflemektedir.
İşte tam bu noktada, atık sorununun bir “Devlet Projesi” olması gerektiği argümanı tartışmasız bir şekilde doğrulanmaktadır. Doğu Karadeniz sahilindeki atık bertaraf tesisleri, ilçe belediyelerinin emlak vergisi veya su faturası gelirleriyle fonlaması beklenen projeler olamaz. Tıpkı Karadeniz Sahil Yolu inşaatı, Rize-Artvin Havalimanı dolgusu veya Ovit Tüneli gibi, ekolojik kurtuluş projeleri de doğrudan genel bütçeden, Devlet Su İşleri (DSİ), Karayolları veya Çevre Bakanlığı eliyle ihale edilerek yürütülmelidir.
Bölgedeki krizin nihai çözümü için aşağıdaki makro adımların merkezi otorite tarafından ivedilikle atılması gerekmektedir:
- Katı Atık Tesislerinin Ulaştırma ve Altyapı Yatırımları Statüsüne Alınması: Bölge için planlanacak modern yakma (Incineration / Waste-to-Energy) veya düzenli depolama tesisleri, belediyelerin değil doğrudan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yatırım programına alınmalı, inşaat maliyetleri %100 oranında devlet veya uluslararası iklim fonları (Dünya Bankası, AB IPA fonları) aracılığıyla hibe olarak karşılanmalıdır.
- Coğrafyaya Uygun Teknoloji Seçimi: Arazi kısıtı nedeniyle geniş düzenli depolama sahaları kurmak mümkün olmadığından, İsviçre veya Japonya gibi dağlık coğrafyalarda uygulanan, atığın hacmini %90 oranında küçülten ileri teknolojili kapalı yakma (emisyon filtreli) ve enerji üretim tesisleri tercih edilmelidir. Araklı’daki başarısız işletme modeli derhal kamulaştırılmalı veya devlet denetimine alınarak filtreleme ve gazifikasyon üniteleri zorla devreye sokulmalıdır.
- Bürokratik İhtilafların Giderilmesi: Karayolları’nın belediyeye bariyer çekmesi veya Orman Bakanlığı’nın yer tahsisi yapmaması gibi trajikomik kurumlar arası çatışmalar, doğrudan Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri veya Valilikler bünyesinde kurulacak olağanüstü hal komisyonları ile bertaraf edilmelidir.
- Lojistik Filo Desteği: Pazar Aktarma İstasyonu gibi kritik düğüm noktaları ne pahasına olursa olsun tamamlanmalı, ilçe belediyelerinin çöpleri 100 km öteye taşıyacak çekici tırları ve yakıt ödenekleri Çevre Bakanlığı tarafından merkezi bütçeden tahsis edilmelidir. Fındıklı’nın iki çöp arabasıyla Trabzon’a atık taşımasını beklemek rasyonel yönetim anlayışıyla bağdaşmaz.
- Sonuç ve Değerlendirme
Doğu Karadeniz sahil şeridi, sarp topografyası, kırılgan hidrolojik ağı, şiddetli yağışları ve dar yerleşim alanları ile çevre politikaları açısından hata kaldırmayan ve “vahşi depolamayı” en başından reddeden bir doğaya sahiptir. Nisan 2026’da Rize’nin Fındıklı ilçesinde yaşanan jandarma-belediye gerilimi, karayollarının alana beton dökerek müdahale etmesi, Arhavi sahillerinden taşarak uluslararası yola yayılan çöp dağları, sel sularıyla sökülen eski atık yığınları ve Araklı’da zehir soluyan köylülerin feryatları; birbirinden kopuk, şanssız veya basit yerel idari olaylar değildir. Bu vakaların her biri, yirmi yılı aşkın süredir günü kurtarmaya odaklanan, ekolojik planlamayı siyasi çekişmelere hapseden ve bilimin gerektirdiği ağır mühendislik yatırımlarından mahrum bırakılan bir bölgenin topyekun imdat çağrısıdır.
Tarihsel veriler, belediye başkanlarının partiler üstü feryatları, TBMM’ye sunulan soru önergeleri ve TRABRİKAB gibi bölgesel birliklerin fiziki çöküşü kesin olarak göstermektedir ki; Fındıklı’da, Arhavi’de veya Hopa’da ortaya çıkan atık krizi, hiçbir siyasi partinin tekelinde veya tekil bir belediye başkanının vizyonsuzluğunda açıklanamaz. Karşı karşıya kalınan tablo; mevcut yerel idari yapıların, ilçe sınırlarının ve belediye bütçelerinin kapasitesini çoktan aşmış, doğrudan devletin kurumsal gücü, makro-planlama vizyonu ve merkezi finansmanıyla müdahale etmesini gerektiren ağır bir yapısal devlet krizidir.
Eğer Karadeniz’in uluslararası “çöp yolu” imajından kurtarılması, bölgedeki içme sularının korunması, turizm ekonomisinin sürdürülmesi ve yöre halkının en temel anayasal hakkı olan “sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının” tesis edilmesi hedefleniyorsa; vahşi depolamaya göz yuman ve devletin kurumlarını birbiriyle çatıştıran bürokratik hantallık derhal terk edilmelidir. Bölgeye özel, coğrafyaya saygılı, yüksek bütçeli ve ileri teknolojili bir Entegre Devlet Atık Yönetimi Projesi’nin hayata geçirilmesi artık bir seçenek değil, ekolojik ve ulusal bir zorunluluktur.
